Pazartesi, Aralık 08, 2014

Time flies!

Aylar olmus, hicbirsey yazmamisim, oysa hayatimizda olan o kadar cok sey var ki!

Leo okula basladi, ben okula basladim, sevgili yoga derslerine basladi, hayat hizla akip gidiyor. Hayatimin su noktasinda, yepyeni bir ulkede scholarize olmadan is bulmanin, calismanin imkansiz oldugunu anladigimdan kendimi okula yazdirayim dedim. Karar verdigim alan ise hukuk oldu, uzun is hayati gecmisim, tecrubemi ve su anda yaptigim isleri dusunecek olursak seramik sanatlari okumayacagim cok acikti.

Ilk baslarda tereddutlerim oldu, ana dili ana dilim olmayan bir ulkede hukuk okumaya kalkismistim, ustelik kanadalilarla, ilk gunlerdeki gerginliklerim zaman gectikce kus olup gitti. Her ay akademik mukemmeliyet odulu almaya basladim, okul adina Ontario capinda bir mahkememsi yarismaya katilmak uzere secildim, sinifimin birincisiyim, cunku Kanada'da okumak cocuk oyuncagi. Sifir organizasyon yetenekleri, zamanlarini ayarlayamamalari, cok yavas olmalari sebebiyle burada akademik basari yakalamamak mumkun degil a dostlar!

Colugu combalagi gonderecekseniz hic dusunmeyin. Bu arada Turkiye'de yasayip cocuklarini Kanada'ya okumaya gondermek isteyen ailelere servis verdigim bir sirket actim, ilk sene hedefim 3-4 cocuk getirmek ve onlarin hayatini kurtarmak, ve bunu keyifle yapiyorum.

Turkiye'deki sirketimi temsil etmeye devam ediyorum, isler tikirinda.

Aaa bu arada Leo cok buyudu, cuma gecesi okulda partiye gitti, bana, babasina ve kukiye (bizim kedi) yilbasi hediyeleri almis, ne zaman gecti, ne kadar hizli gecti, nasil bu kadar tatli bir insan geldi bizi secti, bu sorularin yanitini bilmiyorum, ama kendisine sahip oldugum icin cok mutluyum.

Karli bir Kanada gununden hello isimli calismamdan bir kare!
PS-Okulun bilgisayarindan yazdigim icin turkce karakterlerim tirt biraz, bilen arkadaslar imlaya dikkat ettigimi bilir, bu seferlik affola!

Perşembe, Nisan 24, 2014

19 Nisan!

Tam 4 yıl 5 gün önce hayatımızda çok acaip bir mucize gerçekleşti. O güne dek sesine katlanamadığım bir küçük insan hayatımıza girdi. Bana tüm doğrularımı değiştirtti. Hayatıma anlam, yüzüme kocaman bir gülümse kattı.

Hayattaki en iyi arkadaşlarıma rakip, biricik sevgilime yandaş oldu. Sohbetlerin en kralını kendisiyle yapar olduk, yemeklerin en güzelini beraber yiyoruz artık, benim hiç bilmediğim "Starwars", "uzay aracı", "kovboyluk" ve "tren" gibi konularda bana ahkam kesiyor bana, en uzaklara onunla yüzüyoruz artık, hiç gitmediğimiz yerlere giderken o da var artık, sanki hep varmışta, ben 40 yıl boyunca bunu anlamamışım gibi.

Şu hayatta yaptığım en güzel şey, en anlamlı adım, en güzel sonuç.

Canım Leo, sonsuza dek seni sevebilmek ve sana destek olabilmek en büyük dileğim. Seni seviyorum güzel insan, iyi ki bizi seçtin, bize geldin. Nice en mutlu yıllara!



PS-Gününde nasıl oldu da yazı yazamadım bende bilmiyorum, iş yoğunluğundan olsa gerek, evi silme, süpürme, yemek yapma gibisinden ahahahyt!

PS- Hala kutlanabiliyorken bugün 23 Nisan neşe doluyor insan!

Perşembe, Nisan 10, 2014

Yüzücü insan!

Eski  bir yüzücü ve sutopcu olarak küçüğümün sportif zamanı geldiğine inandığım bir zamanda burada yüzme dersine yazdırdık kendisini. Zaten geldiğimizden beri haftada 1-2 mutlaka havuza gidiyorduk, e adadan dolayı da suyla hep barışık olmuştu zaten. Ama bizsiz hiç tek başına havuz tecrübesi olmadığından endişeliydim biraz.

İlk ders günü geldiğinde zaten 3 kişilik sınıfta bir çocuk ağladığı için 2 kişi başladı yüzme macerasi, popo popo merdivenlerden indi, anne sen gidebilirsin öğretmenlerim var dedi. 2 çocuk ve 2 öğretmen. Bu sayı beni çok şaşırttı elbette. Biz kenarda oturduk ailelere ayrılan yerde. Gözlerini öğretmenlerinden bir dakika ayırmadı, zaten idmana alışık olduğunda çıpır çıpır yüzdü. Umuyorum suyla alakası hayat boyu devam eder. İyi bir yüzücü ve sporcu olur.  En önemlisi de hayatında bir disiplin ve düzen olur.

Anladım ki artık bizden ayrılma zamanı gelmişti, oysa ki daha dün gibi doğuma gidişim, ilk sesini duyuşum, ilk elimi tutup o koca gözlerini gözlerime dikişi..hayat işte bu kadar hızlı geçiyormuş dedim. Düşündüm.




Pazartesi, Nisan 07, 2014

Ada..

Kanada'ya geldiğimiz tam bir yıl oldu. Çekirdek aile uyum sağladı. Leo okulundan memnun. Sevgili Kanada'nın keyfini sürüyor, ben boş gezenin boş kalfasıyım. Bundan tam olarak memnun muyum onu bilmiyorum hala ama uzun bir mevzu bu.

Geçenlerde göl kenarına gittik, martı seslerini ve suyu görünce gözlerim doldu. Memlekette özlediğim tek yer ada dedim sevgiliye. Başkaca hiçbirşeyi özlemiyorum dedim. Bu özlemek konusunda elbette insanları ayrı tutuyorum. Dostlarımızı ve ailemizi çok özlüyorum, hatta burnumun direği sızlıyor.

Fakat adanın o huzuru, her köşeden çıkan dostlar, gittiğimiz kahvede ikram edilen ada çayları, hiç sevmemekle beraber balık kokusu bile özlediklerim arasında. Adanın sakinliği, yalınlığı, yalansız dolansızlığı, mecburieytsizliği, vapura bağlı esaretlerini, hepsini özlüyorum. Biliyorum ki orada olsam belki çok düşüneceğim, olanlara üzüleceğim, kahrolacağım, keşke burada yaşamak zorunda olmasaydım diyeceğim. Bildiğim birşey bir gün geri dönersek adada yaşayacağımız.

Hissiyat böyle..

Pazartesi, Ocak 13, 2014

Bir DIY insanı olarak Tanya

Kanada'ya yerleştiğimizden beri zamanın çok hızlı akmasından yana şikayetçi olmakla beraber, hayatta aklımagelmeyecek projelere imza attık sevgiliyle.

Do it yourself çalışma hayatımda benim için hiç birşey ifade etmeyen birşeydi. hep yoğundum ve kendimce çok önemli illerim vardı, toplantıdan toplantıya koşarken araya sıkıştırılan kısa öğlen yemekleri, kısa kahveler. memnundum elbette hayatımdan ama şimdi sevgi ile yapılan bu DIY projelerinin de hastası olduğumu itiraf edeyim.

Buradaki ilk DIY projemiz aşağıda..




Önce
















Arada














Sonra...

Yapımda ve yayında emeği geçen dostlarımız İçel ailesine sonsuz teşekkür..

Pazartesi, Aralık 16, 2013

İyi ki doğmuşum!



Tam 43 yıl önce bugün merhaba dedim bir tek gününden bile pişman olmadığım bu güzel hayatıma Canım anneme ve babama bin teşekkür!

Dünyanın ta bu ucunda bu yılda bu şahane günü en anlamlı hale getiren biricik sevgilime,  canım oğlum Leo'yave Alara'ya, biricik sevgilime sonsuz desteği esirgemeyen sürpriz doğumgününe ev sahipliği yapan şahane dostlarımız Elif, Atman ve Tolga'ya, bizi yanlız bırakmayan en can dostlarımız Tayfun, Aslı, Maya, Cangül, Sinan,Laila,Pamir, Atilla, Yasemin (biliyorum kalbi bizimleydi), Berna, Çağlar,Selin ve Lara'ya binlerce teşekkür ediyor ve hepinizi çok seviyorum!

İyi ki doğmuşum dedirten bu hayatı yaşamama sebep olan her ne ise ona da binlerce teşekkürü borç bilirim.

Ve biliyorum ki böylesine şahane insanlarla sarmalandığım için dünyanın en şanslı insanıyım.

Canım Sevgili iyi ki varsın..seni çok seviyorum!

Pazartesi, Aralık 02, 2013

Bir kedi sorunsalı

Beni bilenler bilir, ben köpekseverimdir. Aaa hayvanları ayırmak olur mu demeyin, olur, bal gibi de oluyor. Bizim küçük oğlan çıka çıka kedici çıktı , pek bozuldum, arada kedi alalım falan diyor da geçiştiriveriyorum, aman ne kedisi diye. Geçen haftasonu burada Humane Society var, kalktık oraya gittik, kediler köpekler, belli bir bağış karşılığı ve eğer siz uygunsanız hemen olmamak kaydıyla , ilerleyen günlerde sizi bir bilir kişiile görüştürüp veriyorlar.

Biz bir gittik baktık falan, aklım bir Boston terrierde ama havanın çok soğuk olması riskine popom yemiyor, onu günde iki saat sokaklarda gezdirmeyi, pek ses etmiyorum. Bizimkisi yapıştı kedilere, "anne üçünü alalım, bu hapisten kurtaralım" diye, bu arada oğlanı aktivist yetiştirmem kafama kabak olarak patladı, hapisten kurtarma girişimi olarak bana geri döndü. Bugün cumartesi dedik falan geçiştirdik. Pazar sabahı kedi diye uyandı. Babasıyla toplanıp gittiler, ben hiç katılmıyorum, kedici değilim çünkü. EVraklar dolmuş, ertesi gün bilirkişiye gidecekmişiz.

Ertesi gün oldu, giyinildi, süslenildi, gidildi, görüşüldü, kedi bir kedi çantasına kondu eve geldi.

Evet evde bizimle yaşayan bir Cookie'miz var artık, ben hala kedili yaşamdan çok emin olmamakla beraber, Cookie'ye bir şekilde alışmaya çalışıyorum.

Ve insan evlat hatrına ne hale geliyormuş diyorum. Annem büyük lokma yut, büyük konuşma derdi, işte tam olarak budur durum.
Cookie ve Leo yukarda!

Pazartesi, Kasım 04, 2013

İyi ki doğdun sevgilim!

Biricik Sevgilim,
Tatlı çocuklarımızın babası,
Aldığın her yaşla daha da güzelleşen adam,
Her yeni yaşın sana bir öncekinden daha çok huzur, aşk ve mutluluk getirsin.

İyi ki doğdun,
İyi ki varsın,
İyi ki hepimiz hayatındayız,
Seni çok seviyorum!
Seni çok seviyoruz!

AA.

Cumartesi, Ekim 26, 2013

Hissiyat böyle!

Günler hızla akıp geçerken şahane şeyler oluyor buralarda. Küçük oğlum geceleri yatmadan "seni seviyorum anne" diyor mesela, biricik sevgilim "sevgi yumağıııııı" dediğinde herkes üşenmeden gelip yumak oluyor, anne baba geldi gitti, " ah bizde yerleşsek" diye, dostlar geldi gitti "kalbimiz sizinle" diye. Buralı dostlarımız var, her sıkıntımızda koşup gelen, kazandığımız en büyük kıymetler.

Artık çekirdek aile olarak hayatımıza devam ediyoruz, çocuklar okullarına gidiyor, biz kitap okuyor, yüzmeye gidiyor, uzun orman yürüyüşleri yapıyoruz. Huzur nedir diye soran olsa "işte budur" derim, aile ile mutluluk, dünyanın en büyük zenginliği, okuldayken özlemek, yanındayken koklamak, uyurken seyretmek.hepsini..

Hissiyat böyle bu aralar..aile durumları..İyi ki varlar!

Cumartesi, Eylül 28, 2013

Sudan çıkmış balık!

Dün ilk aile toplantımızdan çıktık. Şöyle bir çıvıldamışım tweeterda  "Ilk aile toplantisindan ciktik. Sudan cikmis balik gibiyiz. Nerde bizdeki okul/ogretmen yaklasimi nerde buraaki tutum, tavir" öyle böyle değil.

Kısaca bir anlatmak isterim çünkü bizim Kanada'ya yerleşmemizin en büyük sebebi çocuklarımızı imam yapmayız dememizdi. Çokta iyi yapmışız.

Dün Alara'nın okulundan universite ve kolejlerle ilgili bir sunum olacağına dair bir e-mail almıştık, sevgiliyle toplandık gittik, kapıda bizi bir adam karşıladı, aman bir güler yüz, bir hoşgeldiniz, nasılsınız, kapı derken okulun dış kapısı, sokak yani. Sonradan anladık ki sunumu da aynı insan yapacaktı. Tüm sunum esnasında bir kere bile teklemeden sıkmadan tüm soruları yanıtladı, bıkmadan usanmadan anlattı. Bizim alışık olduğumuz tavır ise genellikle çocuğunuzun dersleri berbat okuldan alıp çırak yapın olduğundan şaşkınlıkla dinliyoruz. Tüm sunumun bir yerinde bile çocuklarınız yetersiz demedi, aksine çocuklarımız bizim en kıymetlilerimizdir, onlara yardım bizim görevimizdir, her ne sorunuz olursa lütfen bize gelin, her zaman yardıma hazırız şeklinde yaklaşımlar. Tövbeler tövbesi, kültür depresyonu yaşıyoruz o ara ha!

Sevgiliyle gözlerimiz dolu dolu birbirimize baktık, ne doğru bir yerdeyiz dedik, hem çocuklarımız hem de kendimiz için. Eve dönerken Alara'nın gittiği okulu içimize sindiren Elif'ciğimi aradım, teşekkür için, o denli duygulandık, ve memnun olduk.

Şimdi bugün memleketin durumuna bakınca iyi ki zamanlı geldik, şu aşağıdakilerin  hayatını kurtardık diyoruz.


Çarşamba, Eylül 25, 2013

Zamanın hızla akıp geçmesi sorunsalı ile başa çıkma yöntemleri

Kanada'ya yerleşmeden önce sabahları ofise giden, toplantılara girip çıkan, saçını, manikürünü ihmal etmeyen, çocukta yaparım, kariyer de model bir kadındım. Her daim bakımlı, şık, fonfon hallerim vardı.

Şu anda sabah olup uyanınca akşama dek zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorum. Sabah kahvaltısı ile başlayan tırışkadan maratonum, oğlanı okula bırakma, (şanslı isem) sevgiliyle veya bir dostla belki bir kahve içme, oğlanı alma, öğlen yemeği, yüzmeye gitme, hava güzelse biraz bisiklete binme, akşam yemeği, banyo derken hoop gün bitmiş. Böyle renksiz sıkıcı bir hal, ama içten içe bir hoşuma gidiyo bu umarsız halim, hani biri arayacakta şahane bir iş var diyecek, mecbur geri çevireceğim bu sefa şeyliğinden diye aklım çıkıyor, o derece.

Hah, bu hızlı geçen zamanla başa çıkma çalışmalarım uzundu devam ediyor, ama yok değişen birşey yok, uyanıyorum, bakıyorum hop akşam olmuş, utanıyorum demeye ama bazen akşamları oğlanla uyuyakalıyorum, sanki tüm gün dünyayı taşımışım da öyle tatlı bir yorgunluk.

Bilen varsa bu hızlı geçen zamanla baş etmenin yollarını beri gelsin lütfen.
Sevgilimin "Lake Erie- 13. cuma" isimli çalışmasından.

Cumartesi, Eylül 07, 2013

Bir ilk!

Leo babası gibi trenlere çok meraklı, model trenleri sadece izleyerek başlayan bu merak, artık kendi minik ahşap tren seti olunca tavan yaptı, vagonlar, tren yolları, saat kuleleri, istasyonlar derken evdeki tüm vaktini trenleri ile geçirir oldu.

İstediği bir turntable vardı, gelip gidip bakıyor, ama vagonla falan geçiştiriyoruz bu isteği. Geçen bayram dedesinden tırtıkladığı para ile de bir para biriktirme alışkanlığı kazandı, ortalıktaki tüm bozuk paraları dinazor şeklindeki kumbarasına atıp, biriktirmeye başladı. Dün gece bana sordu " Anne turntable alacak param oldu mu sence?" diye. Paraları döktük saydık, çok az eksiğin var dedim. O sırada dede ve ananenin çıktığı bir omuzla bu eksikleri de tamamladı ve bugün öğleden sonra hepimize "sizi oyuncakcıma götüreceğim" dedi.

Ağlayacağım galiba! Gitti turntableı aldı, taşıdı, parasını ödedi ve tüm öğleden sonrasını trenleri ve özellikle de turntableı ile geçirdi.
Ben bu kadar küçük yaşta para biriktimekle tanışmasından pek memnunum. Bir oyuncak seçerken çok pahalı mı? Alabilir miyiz diye sormasından da, o küçücük elleri ile kumbarasına paraları tıkıştırmasında da..

Bazen bazı şeyler için çok küçük olduğunu düşünüyorum ama kalbinde ve beyninde aslında daha büyük bir insan var. Ve ben o insanı çok seviyorum!

Salı, Eylül 03, 2013

Yazın bitmesiyle..

Bir yazı daha bitirdik, yaşadığımız yer Oakville'de yaz pek hareketki geçti, festivaller, havuzlar, göle girmeler, adaya gitmeler, neler neler!

En keyif aldığımız ise Jazz festivali oldu, 7'den 70'e herkes sandalyelerini alıp downton'a indi, toplam beş sahnede yaklaşık 40 performans oldu, ben şimdi anladım, küçücük çocuklara jazzın nasıl aşılandığını. Tüm bebeler jazz eşliğinde dans ederken anne babalarda mutlu mesut müziğin tadını çıkardı.
Jazz festivallinden iki kare...

Yarın okullar açılıyor, büyük kızın okuldaki ilk günü, tüm derslerini seçtik beraberce, ilk gelişte bizi biraz zorladı ancak okulların açılmasıyla mutlu olacak gibi.

Küçük ise zaten yazın haftada iki gün devam ettiği için, yarınki okulun ilk gününde ağlayan minikleri teskin edecek olmanın güveni ile okul yolu gözlüyor. Aşağıdaki ise "yaşasın festivaller" isimli çalışmamdan.


Evet farkındayım, ofis halleri isimli çalışmalarım da güzeldi ama hayat bu işte, bir anda değişiveriyor.



Cuma, Ağustos 23, 2013

Boobo!

Sevgili Dila ve Aylin harika bir iş yapmışlar, aslında çoktandır aklımda yazacağım, Kanada'ya gelmeden Dila ile konuştuğumuzda, yıllardır devam eden iş hayatına bir nokta koyup, dilediği şeyi yapmayı tasarladığını konuşmuştuk ama  ortaya böylesi şahane birşey çıkacağını düşünmemiştim açıkcası. Boobo benim beklentilerimin çok üstünde çıktı!

Dila ve Aylin bir İsviçre markası olan L'asticot'u üşenmemiş memleketimde çocuğum hem şık olsun, hem de organik giyinsin diyen annelerin hizmetine sunmuşlar. İnternet alışverişi yapabileceğiniz link şurda. Ben ürünlere bayıldım. Minik tulumları, bodyleri artık kaçırmış olabilirim, ama Leo'ya göre montlara, tulumlara, t-shirtlere hasta oldum.



Kısa bir bilgi olarakta L'asticot 70'lerin stilleri ile sıradışı ve renkli malzemeler ile tasarımlarına yön veren bir marka ve ürünlerin tasarımlarında fonksiyonel detaylara önem verilmektedir.
L’asticot için çocukların sadece konfor ve görünümü değil, aynı zamanda onların geleceği de ön plana çıktığından; tüm ürünler %100 organik pamuk ve yüksek kaliteli doğal hammadelerin karışımından elde edilmektedir.
Mutlaka bir ziyaret edin derim Boobo'yu!

Perşembe, Ağustos 22, 2013

Tam da İmdaaat diyecekken!

Kanada'ya geleli tam 5 ay olmuş, ve kendim için aslında hiç birşey yapmamışım. Hayallerimde sabah koşuları, yüzme idmanları, bisiklet parkurları ve neler neler vardı. Hiç birisi olmadı, tam zamanlı anne oldum, ve imdaaaat fiye bağırmaya hazırlanırken mucizeler olageldi.

Önce biricik sevgilim eski püskü bisikletimizi tamir ettiler ve ona ikinci el bir trailer aldık, Türkiye'de sorduğumda 700 liralık ateş pahası fiyat karsısında şoke olduğum, iki kez kullanışmıi trailerı 70 Kanada dolarına alınca içimi bir sevinç kağladı, oğlanla artık bisiklete binip istediğimiz  yere gidiyoruz. Ormanlar, yollar, caddeler, hepsi bizim artık. Böylelikle bisiklete binerken de yapışık düzenimizi bozmamış olduk.
İlk bisiklet turumuza hazırlanırken, Leo güzelce bağlanır, kaskı takılır, emniyet önlemleri tamamlanır.

Tam trailer alındı falan, hadi havuza üye olalım dedik, ailece üyesi olduğumuz havuza 430 Kanada doları ödedik, bir senelik üyelik aldık, ve belediyenin açık kapalı tüm havuzlarına gidebiliyoruz. Aile kaç kişi olursa olsun fiyat bu, yani istanbulda sadece benim iki aylık havuz aboneliğime yakın.
Havuza gidiyoruz dediğimdeki surat yukarıda. Disiplinli bir çocuk Leo, bir saat boyunca idman yapıyor benimle, aaa yeter anne bile demeden. Seviyorum kendisini.