Babalık Halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Babalık Halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ocak 14, 2015

Teknoloji mi dediniz?!

İmtihanlarım hiç bitmiyor bu aralar. Şu anda da teknoloji ile bir imtihanım var, düşman başına. Yıllardır bir eski bilgisayardan yenisine gelen milyar adet fotoğrafı yine bir yeni bilgisayara aktarıyorum. Belgelerimin tamamını aktarmadım, sadece günel kullandıklarımı aktardım, şirketin tüm yedekleri, eski çalışanlarının yedeklerini ben tutmuşum byunca yıl, haliyle ne bilgisayar alsam zamanla yavaşlamış durmuş. Bu yeni bilgisayara o yüzden güncel dosyalaramı aldım sadece, ama fotoğraflarımızın tamamını aktarıyorum.

Vardığım sonuç:

Dijital kamera sacmalığına bir son verelim, telefonlarımızla fotoğraf çekmeyelim, analog fotoğraf makineleri popüler olsun yine, anılarımızı basılı birikirelim, en güzel anlarımızın fotoğraflarını çekelim, rastgele fotoğraflara hayır diyelim, yerli yersiz patlayan flaşlardan, ah evet çok mutluyuz diye yapmacık facebook pozlarından kaçınalım.

Bence çok güzel fikir! Bilgisayarlarımız hiç bakılmayan fotoğraf çöplüklerine dönmez, alakalı, alakasız onlarca insanı hayatımıza alıp, sonra birde fotoğraflarını temizlemekle uğraşmayuz hem böylelikle. Fıstık gibi olur bence!

Bu gece sabaha kadar otursam fotoğrafların hepsini aktarabileceğimi hiç sanmıyorum, o kadar çoklar.

"Bugün hava -30 diye çocuğunu okula göndermeyip, tüm gün Lego oynayıp kütüphane, havuz gezen baba dünyanın en şahane babasıdır ve candır!" isimli çalışmamdan.

Perşembe, Nisan 10, 2014

Yüzücü insan!

Eski  bir yüzücü ve sutopcu olarak küçüğümün sportif zamanı geldiğine inandığım bir zamanda burada yüzme dersine yazdırdık kendisini. Zaten geldiğimizden beri haftada 1-2 mutlaka havuza gidiyorduk, e adadan dolayı da suyla hep barışık olmuştu zaten. Ama bizsiz hiç tek başına havuz tecrübesi olmadığından endişeliydim biraz.

İlk ders günü geldiğinde zaten 3 kişilik sınıfta bir çocuk ağladığı için 2 kişi başladı yüzme macerasi, popo popo merdivenlerden indi, anne sen gidebilirsin öğretmenlerim var dedi. 2 çocuk ve 2 öğretmen. Bu sayı beni çok şaşırttı elbette. Biz kenarda oturduk ailelere ayrılan yerde. Gözlerini öğretmenlerinden bir dakika ayırmadı, zaten idmana alışık olduğunda çıpır çıpır yüzdü. Umuyorum suyla alakası hayat boyu devam eder. İyi bir yüzücü ve sporcu olur.  En önemlisi de hayatında bir disiplin ve düzen olur.

Anladım ki artık bizden ayrılma zamanı gelmişti, oysa ki daha dün gibi doğuma gidişim, ilk sesini duyuşum, ilk elimi tutup o koca gözlerini gözlerime dikişi..hayat işte bu kadar hızlı geçiyormuş dedim. Düşündüm.




Cumartesi, Eylül 28, 2013

Sudan çıkmış balık!

Dün ilk aile toplantımızdan çıktık. Şöyle bir çıvıldamışım tweeterda  "Ilk aile toplantisindan ciktik. Sudan cikmis balik gibiyiz. Nerde bizdeki okul/ogretmen yaklasimi nerde buraaki tutum, tavir" öyle böyle değil.

Kısaca bir anlatmak isterim çünkü bizim Kanada'ya yerleşmemizin en büyük sebebi çocuklarımızı imam yapmayız dememizdi. Çokta iyi yapmışız.

Dün Alara'nın okulundan universite ve kolejlerle ilgili bir sunum olacağına dair bir e-mail almıştık, sevgiliyle toplandık gittik, kapıda bizi bir adam karşıladı, aman bir güler yüz, bir hoşgeldiniz, nasılsınız, kapı derken okulun dış kapısı, sokak yani. Sonradan anladık ki sunumu da aynı insan yapacaktı. Tüm sunum esnasında bir kere bile teklemeden sıkmadan tüm soruları yanıtladı, bıkmadan usanmadan anlattı. Bizim alışık olduğumuz tavır ise genellikle çocuğunuzun dersleri berbat okuldan alıp çırak yapın olduğundan şaşkınlıkla dinliyoruz. Tüm sunumun bir yerinde bile çocuklarınız yetersiz demedi, aksine çocuklarımız bizim en kıymetlilerimizdir, onlara yardım bizim görevimizdir, her ne sorunuz olursa lütfen bize gelin, her zaman yardıma hazırız şeklinde yaklaşımlar. Tövbeler tövbesi, kültür depresyonu yaşıyoruz o ara ha!

Sevgiliyle gözlerimiz dolu dolu birbirimize baktık, ne doğru bir yerdeyiz dedik, hem çocuklarımız hem de kendimiz için. Eve dönerken Alara'nın gittiği okulu içimize sindiren Elif'ciğimi aradım, teşekkür için, o denli duygulandık, ve memnun olduk.

Şimdi bugün memleketin durumuna bakınca iyi ki zamanlı geldik, şu aşağıdakilerin  hayatını kurtardık diyoruz.


Cumartesi, Eylül 07, 2013

Bir ilk!

Leo babası gibi trenlere çok meraklı, model trenleri sadece izleyerek başlayan bu merak, artık kendi minik ahşap tren seti olunca tavan yaptı, vagonlar, tren yolları, saat kuleleri, istasyonlar derken evdeki tüm vaktini trenleri ile geçirir oldu.

İstediği bir turntable vardı, gelip gidip bakıyor, ama vagonla falan geçiştiriyoruz bu isteği. Geçen bayram dedesinden tırtıkladığı para ile de bir para biriktirme alışkanlığı kazandı, ortalıktaki tüm bozuk paraları dinazor şeklindeki kumbarasına atıp, biriktirmeye başladı. Dün gece bana sordu " Anne turntable alacak param oldu mu sence?" diye. Paraları döktük saydık, çok az eksiğin var dedim. O sırada dede ve ananenin çıktığı bir omuzla bu eksikleri de tamamladı ve bugün öğleden sonra hepimize "sizi oyuncakcıma götüreceğim" dedi.

Ağlayacağım galiba! Gitti turntableı aldı, taşıdı, parasını ödedi ve tüm öğleden sonrasını trenleri ve özellikle de turntableı ile geçirdi.
Ben bu kadar küçük yaşta para biriktimekle tanışmasından pek memnunum. Bir oyuncak seçerken çok pahalı mı? Alabilir miyiz diye sormasından da, o küçücük elleri ile kumbarasına paraları tıkıştırmasında da..

Bazen bazı şeyler için çok küçük olduğunu düşünüyorum ama kalbinde ve beyninde aslında daha büyük bir insan var. Ve ben o insanı çok seviyorum!

Pazar, Ağustos 29, 2010

Yemek sandalyesi...aman bebeleri zehirlemeyelim..cevreyle dost olalım..

Bugün ALişe Bloomdan bir yemek sandalyesi aldım. Bloom ürünlerini çok beğeniyorum, aslında aldığım model aklımdaki model olmamakla beraber, öyle bir indirime girdi ki en olmadı adaevine getiririz dedik..

"Bloom natürel ormanlardan, korunaklı bölgelerden, tropikal ormanlardan ağaç kullanımını kesinlikle yasaklamıştır ve şirket olarak kağıt kullanmayan bir işyeri yaratmayı destekler." Bloomu çok sevmem için bir başka neden, ve elbette bu kadar duyarlı bir marka.

"Ürünlerin yemekle direkt ilgili olan parçalarında polikarbonat kullanılmamıştır. Bunun yerine yüksek kalite, FDA tarafından onaylanmış, yemekle temas edebilen plastik kullanılmıştır. Bloom’un ahşap ürünlerinde herhangi toksik ahşap koruyucu madde, MDF, düşük voc cila bulunmamakla birlikte, formaldehit içermeyen yapıştırıcılar kullanılmış ve malzemeler sertifikalı kayın ve huş ağacı ormanlarından elde edilmiştir."

Öylesine alıverdiğimiz yemek sandalyeleri ile aslında bebeklerimizi zehirliyor olabiliriz, ben elimden gelen dikkati gösteriyorum Aliş için.

Ahanda aldığım yemek sandalyesi de aşağıdadır..



Babamın hastasıyım isimli çalışmamdan..

Salı, Ağustos 17, 2010

Sevgilimin Babalar Günü..20/06/2010



Aliş'in ilk babalar günü..benim için çok anlamlı bir babalar günü...aşık olduğum adamın bizim bebeğimizle kutladığı ilk babalar günü...

Sevgilim..nice keyifli..beraber babalar günleri..aşkımız..sevgimiz..ve saygımız hep artsın..Aliş'le..Seni çok seviyoruz.

Tanya&Aliş

PS- Evlendikten sonra sevgiliye sevgili demeyi hastalık gören zihniyete ithafen bir post yazacağım..tez zamanda...Yaşasın sevgililik...