Salı, Temmuz 26, 2011

Yürümeye dair..

Leo ilk adımlarını attı, temknli bir bebek olduğundan çok yürüdüğünü söyleyemeyeceğim. Ama hergün bir yerden bir yere yürüyor yine de.

Bu yürüme günlerinde en çok sevdiği oyuncakları:
*Doğumgününde gelen Imaginarium'dan Kijotların aldığı kanguru, bizlerim eskilden telli arabaları vardı, o ayar birşey, ama bayılıyor, onu yürütecek diye takla oluyor.


**Toplar; her renk ve çeşit toplar, futbol oynamayı bilmemesine rağmen ayağıyla vurmayı seviyor ve bunun için ayakta durması gerektiğini biliyor.

***Uzaktan kumandalı babane hediyesi arabası.Arkasından deli gibi gidiyor.


O tırtıllar ve yürüme oyuncaklarını hiç sevemedi Leo. Bu üç oyuncakla ise alabildiğine yürüyor.

Bu arada doktor onayı ile hiç yürüteçe koymadık, erken yürümesi değil güvenli yürümesi önemli diye.

Klimaya hayır.

Havalar o kadar sıcak ki..

Geceleri uyuyamıyoruz..

Klima karşıtı şu doğa dostu bünye doğadan bir sinyal bekliyor, bir esinti olabilir bu, bir çiselti, bardaktan boşanan yağmursa en kralı olur.

Direniyorum, ofisime söktürdüğüm klimanın yerine klima taktırmamaya, ne ada evinde ne de Istanbul evinde klima zaten yok. Direncimi şu anki sıcaklar kıramaz zaten hehehe.

Sahi klimanın evrenimize verdiği zararlardan haberdar mısınız?

Havasız ortamı, enfeksiyon riski, boyun tutulmalarından, göz kuruluğundan bahsetmiyorum ben.

Klima gazları ve akışkanları ozona büyük ölçüde zarar vermekte. Yapılan araştırmalara göre ozon azalmasının ABD'nin yüzölçümünü geçtiğini ve yerden bin 520 kilometre yükseklikte yüzde 95 oranına vardığı tespt edilmiş. Bunda klima kullananların katkısı büyük.

Ben tercihimi yıllar önce mevcut klimamı söktürmekle, evimize taktırmamakla, arabada kullanmamakla yaptım. Deniz yıldızı hikayesi gibi birşey bu, birinin hayatını kurtarsam bile içim rahat.

Ve evet terliyorum, sıcaktan ölüyorum, ama klimaya Hayır diyorum.

Benim gibi düşünen insanların varlığına da gönülden inanıyorum.



Oğlanı havuz veya denize götüremediğimizde yukarıdaki çözümü bulduk, bayılıyor zira.

Pazartesi, Temmuz 18, 2011

İlk Adımlar

Haftasonu insanlik için küçük bizler ve özellikle Leo Ali için çok büyük adımlar atıldı bizim evde.

Kendi kendine geliştirdiği yerde popo üstü hoplayarak yürüme şeklini gören doktoru erken yürümesini beklemeyin demişti, bizde beklemedik, hiç zorlamadık, ne zaman ki kendini güvende hisseder o zaman yürür dedik.

Ve ansızı cumartesi ayağa kalktı ve bir daha hiç oturmadı, evde bir bayram havası, sanırım ilk müsamerede çok eğleneceğiz ehehehe.



Elimi bi bıraksa havuza ucarım ben isimli çalışmam.

Cuma, Temmuz 15, 2011

Deniz ve Güneş!

Deniz ve güneş mevsimi açıldı ya artık, oğlanı havuza sokuyorum, denize sokuyorum. Bana gelen bir uyarıyı da paylaşayım istedim.

Güneş kremi mevzu, iki türü varmış, kimyasal ve fiziksel koruyanlar. Piyasada bebekler için bildiğimiz tanıdığımız coğu marka kimyasalmış, paraben varmış içinde.

Biraz araştırıp bakınca, hmm bebeğime sürülmezmiş dedirten açıklamalar okudum.

Araştırdıkca bazı parapen free ürünler buldum, şimdi kullanıyorum, kullandığımdan da memnunum. Bella B markasının Sunny Bee'si, ve elbette UV yansıtıcı mayo, t-shirt ile de havuz dışında korumaya devam.

Ama ben Marmara cocuğuyum, içten içe inanmak istemiyorum, güneşi seviyorum, Marmara'yı seviyorum, kemiklere iyi gelir der annem, cocuğumu süt renginde büyütmek istemiyorum. Adalı olsun istiyorum. Bu sebeple de önlemleri aldım, çokta abartmadan uyguluyorum, denizin güneşin ve havuzun tadını çıkarsın istiyorum.



Yaşasın Havuz isimli çalışmamdan.

Hüzün!

Hüzünlüyüm bugün.

Üzüntülüyüm bugün.

Hırslıyım içten içe.

İsyan ediyorum, basiretsizliğimize.

Seçimimizin bu olduğuna inanamıyorum.

Beni temsil ettiklerine ise hiç mi hiç inanmıyorum.

Yürekleri yanan 13 anneyi düşünüyorum sürekli.

Düşündükçe yüreğim parçalanıyor, parçalandıkça umutlarım azalıyor.

Yazıp çizme hakkımız henüz alınmamışken elimizden düşünmeye kara kara düşünmeye devam ediyorum.

Ama UMUTSUZUM artık ben!

Cuma, Temmuz 08, 2011

Eleman aranıyor..yine ve yeniden...

Bizim oğlana şu an bir yuva öğretmeni abla bakıyor, Mart ayından bu yana, geçici olarak başlamıştı bizimle, ve fakat birbirimizden o kadar memnun kaldık ki, onun yuva öğretmenliğine başlayacağı Eylül ayına kadar beraber çalışma kararı aldık, şimdi eylül ayında gideceğinden ben Aliş'e yeni bir abla aramaya başladım. Ağustos ayında başlatacağım ki birlikte bir ay geçirebilsinler, benim de gözüm arkada kalmasın.

Geçen sefer anneböcüğü sayesinde Alişe bir abla bulmuş olduğum bu blogdan bu sefer de cok ümitliyim.

Eşin dostun yanında çalışan birinin kuzeni, kardeşi, yeğeni olur. Blog vasıtası ile bile olsa tanıdığım birilierinin tanıdıkları, herhangi bir ajanstan tanımadığım birini eve sokmaktan çok daha emniyetli diye düşünüyorum.

Bu iş için ajansta denedim ben, paramı kaptırdığımla da kaldım, o yüzden ajans ile görüşmeyi hiç düşünmüyorum açıkcası.

Nasıl birini mi arıyorum?
30 yaşını geçmemiş olsun istiyorum, bizimle istediğimiz yerlere gelebilsin istiyorum, kızımız olsun, Aliş'in de ablası olsun istiyorum, yatılı olsun, cumartesileri izne gitsin istiyorum da istiyorum anlayacağınız, ama inanıyorum, her seferinde bir öncekinden daha iyi bir abla bulmuş şu bünyeyi yukarısı yine utandırmayacak, ve karşımıza şahane birilerini çıkaracak.

Reklam mahiyetinde aşağıda oğlanın bir fotoğrafı var ehehehe.



Ha birde yorumlarım açık ama, yorum yazmak istemezseniz tanya.ozkan@hotmail.com adresine mail de atabilirsiniz.

Salı, Temmuz 05, 2011

Ellton John

Yazın ikinci ve bizim için son konseri.

Taa Bursa'dan Ece Arar geliyor, beraber Nikita'yı söyleyeceğiz, bağıra çağıra, anılarımıza kahkahalar atacağız zaman zaman, sarılıp duracağız birbirimize, tıpkı en ergen, en genç günlerimizdeki gibi, sanki aradan yıllarca geçmemiş gibi.

Akşama Elton John'a gidiyoruz, şöyle dünya gözü ile bir görelim diye, biraz da keyif edelim diye, belki oralardaysanız görürüz birbirimizi.



Bir denk dur isimli çalışmamdan..

Oğlan adada keyif etmeye devam edecek, Babanesi ve ablasıyla...

Pazartesi, Temmuz 04, 2011

Bikinilerimi yakmadım.

Yaz geldi, yaz gelemedi, fırtınalar koptu, şişekler çaktı derken, sonunda geldi.

Biz haftasonu sonunda havuza gidebildik. Miniboy bizi hiç utandırmadı, havuzda elimde köfte çatalı ile koşturan anne olmayacağım savımı doğruladı, arabasında yemeklerini yedi, kendine göre uzun süreler yüzdü, şekerlemelerini yaptı.

So far so good.



Keyfimiz yerinde sevgili ile..

Cuma, Temmuz 01, 2011

Babynap'ten gelişmeler.

Okuyanlar bilir, ben ateşli bir kumaş bez taraftarıyım, hem kağıt bezlerin çevreye verdiği zarardan, hemde cebimize düşürdükleri ateşten, hem de bebeklerin sağlığına verdikleri zararlardan ötürü.

Leo daha doğmadan ben yola koyulmuş Babynap marka bezlerimi hazır etmiştim, benden esirgenen tüm desteğe rağmen, yılmamıştım ve hala da kullanımının kolay, sağlıklı ve ekonomik olduğunu söylüyorum. Bana danışan nadir idealist annelere hep destek veriyorum.

Geçmişteki bir postta ayni şirketin kadın pedi ürettiğinden de bahsetmiştim, hem alerjilerin önüne geçiyor, hem cevreyle dost.

Şimdi aynı şirketim hasta bezi ürettiklerini öğrenince bir sevindim, link şurada.

Umarım herkes biraz daha duyarlı olur ve henüz Türkiye'de bir ütopya olan kumaş bez kullanımına bir katkıda bulunur. Zira tüm Avrupa, Amerika ve Kanada'da kumaş bez kullanımı devlet tarafından desteklenmekte, bizim devletin bebek bezi düşündüğünü zannetmiyorum ama cevremdeki insanların duyarlı olduğunu düşünüyorum.