Pazartesi, Aralık 16, 2013

İyi ki doğmuşum!



Tam 43 yıl önce bugün merhaba dedim bir tek gününden bile pişman olmadığım bu güzel hayatıma Canım anneme ve babama bin teşekkür!

Dünyanın ta bu ucunda bu yılda bu şahane günü en anlamlı hale getiren biricik sevgilime,  canım oğlum Leo'yave Alara'ya, biricik sevgilime sonsuz desteği esirgemeyen sürpriz doğumgününe ev sahipliği yapan şahane dostlarımız Elif, Atman ve Tolga'ya, bizi yanlız bırakmayan en can dostlarımız Tayfun, Aslı, Maya, Cangül, Sinan,Laila,Pamir, Atilla, Yasemin (biliyorum kalbi bizimleydi), Berna, Çağlar,Selin ve Lara'ya binlerce teşekkür ediyor ve hepinizi çok seviyorum!

İyi ki doğmuşum dedirten bu hayatı yaşamama sebep olan her ne ise ona da binlerce teşekkürü borç bilirim.

Ve biliyorum ki böylesine şahane insanlarla sarmalandığım için dünyanın en şanslı insanıyım.

Canım Sevgili iyi ki varsın..seni çok seviyorum!

Pazartesi, Aralık 02, 2013

Bir kedi sorunsalı

Beni bilenler bilir, ben köpekseverimdir. Aaa hayvanları ayırmak olur mu demeyin, olur, bal gibi de oluyor. Bizim küçük oğlan çıka çıka kedici çıktı , pek bozuldum, arada kedi alalım falan diyor da geçiştiriveriyorum, aman ne kedisi diye. Geçen haftasonu burada Humane Society var, kalktık oraya gittik, kediler köpekler, belli bir bağış karşılığı ve eğer siz uygunsanız hemen olmamak kaydıyla , ilerleyen günlerde sizi bir bilir kişiile görüştürüp veriyorlar.

Biz bir gittik baktık falan, aklım bir Boston terrierde ama havanın çok soğuk olması riskine popom yemiyor, onu günde iki saat sokaklarda gezdirmeyi, pek ses etmiyorum. Bizimkisi yapıştı kedilere, "anne üçünü alalım, bu hapisten kurtaralım" diye, bu arada oğlanı aktivist yetiştirmem kafama kabak olarak patladı, hapisten kurtarma girişimi olarak bana geri döndü. Bugün cumartesi dedik falan geçiştirdik. Pazar sabahı kedi diye uyandı. Babasıyla toplanıp gittiler, ben hiç katılmıyorum, kedici değilim çünkü. EVraklar dolmuş, ertesi gün bilirkişiye gidecekmişiz.

Ertesi gün oldu, giyinildi, süslenildi, gidildi, görüşüldü, kedi bir kedi çantasına kondu eve geldi.

Evet evde bizimle yaşayan bir Cookie'miz var artık, ben hala kedili yaşamdan çok emin olmamakla beraber, Cookie'ye bir şekilde alışmaya çalışıyorum.

Ve insan evlat hatrına ne hale geliyormuş diyorum. Annem büyük lokma yut, büyük konuşma derdi, işte tam olarak budur durum.
Cookie ve Leo yukarda!

Pazartesi, Kasım 04, 2013

İyi ki doğdun sevgilim!

Biricik Sevgilim,
Tatlı çocuklarımızın babası,
Aldığın her yaşla daha da güzelleşen adam,
Her yeni yaşın sana bir öncekinden daha çok huzur, aşk ve mutluluk getirsin.

İyi ki doğdun,
İyi ki varsın,
İyi ki hepimiz hayatındayız,
Seni çok seviyorum!
Seni çok seviyoruz!

AA.

Cumartesi, Ekim 26, 2013

Hissiyat böyle!

Günler hızla akıp geçerken şahane şeyler oluyor buralarda. Küçük oğlum geceleri yatmadan "seni seviyorum anne" diyor mesela, biricik sevgilim "sevgi yumağıııııı" dediğinde herkes üşenmeden gelip yumak oluyor, anne baba geldi gitti, " ah bizde yerleşsek" diye, dostlar geldi gitti "kalbimiz sizinle" diye. Buralı dostlarımız var, her sıkıntımızda koşup gelen, kazandığımız en büyük kıymetler.

Artık çekirdek aile olarak hayatımıza devam ediyoruz, çocuklar okullarına gidiyor, biz kitap okuyor, yüzmeye gidiyor, uzun orman yürüyüşleri yapıyoruz. Huzur nedir diye soran olsa "işte budur" derim, aile ile mutluluk, dünyanın en büyük zenginliği, okuldayken özlemek, yanındayken koklamak, uyurken seyretmek.hepsini..

Hissiyat böyle bu aralar..aile durumları..İyi ki varlar!

Cumartesi, Eylül 28, 2013

Sudan çıkmış balık!

Dün ilk aile toplantımızdan çıktık. Şöyle bir çıvıldamışım tweeterda  "Ilk aile toplantisindan ciktik. Sudan cikmis balik gibiyiz. Nerde bizdeki okul/ogretmen yaklasimi nerde buraaki tutum, tavir" öyle böyle değil.

Kısaca bir anlatmak isterim çünkü bizim Kanada'ya yerleşmemizin en büyük sebebi çocuklarımızı imam yapmayız dememizdi. Çokta iyi yapmışız.

Dün Alara'nın okulundan universite ve kolejlerle ilgili bir sunum olacağına dair bir e-mail almıştık, sevgiliyle toplandık gittik, kapıda bizi bir adam karşıladı, aman bir güler yüz, bir hoşgeldiniz, nasılsınız, kapı derken okulun dış kapısı, sokak yani. Sonradan anladık ki sunumu da aynı insan yapacaktı. Tüm sunum esnasında bir kere bile teklemeden sıkmadan tüm soruları yanıtladı, bıkmadan usanmadan anlattı. Bizim alışık olduğumuz tavır ise genellikle çocuğunuzun dersleri berbat okuldan alıp çırak yapın olduğundan şaşkınlıkla dinliyoruz. Tüm sunumun bir yerinde bile çocuklarınız yetersiz demedi, aksine çocuklarımız bizim en kıymetlilerimizdir, onlara yardım bizim görevimizdir, her ne sorunuz olursa lütfen bize gelin, her zaman yardıma hazırız şeklinde yaklaşımlar. Tövbeler tövbesi, kültür depresyonu yaşıyoruz o ara ha!

Sevgiliyle gözlerimiz dolu dolu birbirimize baktık, ne doğru bir yerdeyiz dedik, hem çocuklarımız hem de kendimiz için. Eve dönerken Alara'nın gittiği okulu içimize sindiren Elif'ciğimi aradım, teşekkür için, o denli duygulandık, ve memnun olduk.

Şimdi bugün memleketin durumuna bakınca iyi ki zamanlı geldik, şu aşağıdakilerin  hayatını kurtardık diyoruz.


Çarşamba, Eylül 25, 2013

Zamanın hızla akıp geçmesi sorunsalı ile başa çıkma yöntemleri

Kanada'ya yerleşmeden önce sabahları ofise giden, toplantılara girip çıkan, saçını, manikürünü ihmal etmeyen, çocukta yaparım, kariyer de model bir kadındım. Her daim bakımlı, şık, fonfon hallerim vardı.

Şu anda sabah olup uyanınca akşama dek zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorum. Sabah kahvaltısı ile başlayan tırışkadan maratonum, oğlanı okula bırakma, (şanslı isem) sevgiliyle veya bir dostla belki bir kahve içme, oğlanı alma, öğlen yemeği, yüzmeye gitme, hava güzelse biraz bisiklete binme, akşam yemeği, banyo derken hoop gün bitmiş. Böyle renksiz sıkıcı bir hal, ama içten içe bir hoşuma gidiyo bu umarsız halim, hani biri arayacakta şahane bir iş var diyecek, mecbur geri çevireceğim bu sefa şeyliğinden diye aklım çıkıyor, o derece.

Hah, bu hızlı geçen zamanla başa çıkma çalışmalarım uzundu devam ediyor, ama yok değişen birşey yok, uyanıyorum, bakıyorum hop akşam olmuş, utanıyorum demeye ama bazen akşamları oğlanla uyuyakalıyorum, sanki tüm gün dünyayı taşımışım da öyle tatlı bir yorgunluk.

Bilen varsa bu hızlı geçen zamanla baş etmenin yollarını beri gelsin lütfen.
Sevgilimin "Lake Erie- 13. cuma" isimli çalışmasından.

Cumartesi, Eylül 07, 2013

Bir ilk!

Leo babası gibi trenlere çok meraklı, model trenleri sadece izleyerek başlayan bu merak, artık kendi minik ahşap tren seti olunca tavan yaptı, vagonlar, tren yolları, saat kuleleri, istasyonlar derken evdeki tüm vaktini trenleri ile geçirir oldu.

İstediği bir turntable vardı, gelip gidip bakıyor, ama vagonla falan geçiştiriyoruz bu isteği. Geçen bayram dedesinden tırtıkladığı para ile de bir para biriktirme alışkanlığı kazandı, ortalıktaki tüm bozuk paraları dinazor şeklindeki kumbarasına atıp, biriktirmeye başladı. Dün gece bana sordu " Anne turntable alacak param oldu mu sence?" diye. Paraları döktük saydık, çok az eksiğin var dedim. O sırada dede ve ananenin çıktığı bir omuzla bu eksikleri de tamamladı ve bugün öğleden sonra hepimize "sizi oyuncakcıma götüreceğim" dedi.

Ağlayacağım galiba! Gitti turntableı aldı, taşıdı, parasını ödedi ve tüm öğleden sonrasını trenleri ve özellikle de turntableı ile geçirdi.
Ben bu kadar küçük yaşta para biriktimekle tanışmasından pek memnunum. Bir oyuncak seçerken çok pahalı mı? Alabilir miyiz diye sormasından da, o küçücük elleri ile kumbarasına paraları tıkıştırmasında da..

Bazen bazı şeyler için çok küçük olduğunu düşünüyorum ama kalbinde ve beyninde aslında daha büyük bir insan var. Ve ben o insanı çok seviyorum!

Salı, Eylül 03, 2013

Yazın bitmesiyle..

Bir yazı daha bitirdik, yaşadığımız yer Oakville'de yaz pek hareketki geçti, festivaller, havuzlar, göle girmeler, adaya gitmeler, neler neler!

En keyif aldığımız ise Jazz festivali oldu, 7'den 70'e herkes sandalyelerini alıp downton'a indi, toplam beş sahnede yaklaşık 40 performans oldu, ben şimdi anladım, küçücük çocuklara jazzın nasıl aşılandığını. Tüm bebeler jazz eşliğinde dans ederken anne babalarda mutlu mesut müziğin tadını çıkardı.
Jazz festivallinden iki kare...

Yarın okullar açılıyor, büyük kızın okuldaki ilk günü, tüm derslerini seçtik beraberce, ilk gelişte bizi biraz zorladı ancak okulların açılmasıyla mutlu olacak gibi.

Küçük ise zaten yazın haftada iki gün devam ettiği için, yarınki okulun ilk gününde ağlayan minikleri teskin edecek olmanın güveni ile okul yolu gözlüyor. Aşağıdaki ise "yaşasın festivaller" isimli çalışmamdan.


Evet farkındayım, ofis halleri isimli çalışmalarım da güzeldi ama hayat bu işte, bir anda değişiveriyor.



Cuma, Ağustos 23, 2013

Boobo!

Sevgili Dila ve Aylin harika bir iş yapmışlar, aslında çoktandır aklımda yazacağım, Kanada'ya gelmeden Dila ile konuştuğumuzda, yıllardır devam eden iş hayatına bir nokta koyup, dilediği şeyi yapmayı tasarladığını konuşmuştuk ama  ortaya böylesi şahane birşey çıkacağını düşünmemiştim açıkcası. Boobo benim beklentilerimin çok üstünde çıktı!

Dila ve Aylin bir İsviçre markası olan L'asticot'u üşenmemiş memleketimde çocuğum hem şık olsun, hem de organik giyinsin diyen annelerin hizmetine sunmuşlar. İnternet alışverişi yapabileceğiniz link şurda. Ben ürünlere bayıldım. Minik tulumları, bodyleri artık kaçırmış olabilirim, ama Leo'ya göre montlara, tulumlara, t-shirtlere hasta oldum.



Kısa bir bilgi olarakta L'asticot 70'lerin stilleri ile sıradışı ve renkli malzemeler ile tasarımlarına yön veren bir marka ve ürünlerin tasarımlarında fonksiyonel detaylara önem verilmektedir.
L’asticot için çocukların sadece konfor ve görünümü değil, aynı zamanda onların geleceği de ön plana çıktığından; tüm ürünler %100 organik pamuk ve yüksek kaliteli doğal hammadelerin karışımından elde edilmektedir.
Mutlaka bir ziyaret edin derim Boobo'yu!

Perşembe, Ağustos 22, 2013

Tam da İmdaaat diyecekken!

Kanada'ya geleli tam 5 ay olmuş, ve kendim için aslında hiç birşey yapmamışım. Hayallerimde sabah koşuları, yüzme idmanları, bisiklet parkurları ve neler neler vardı. Hiç birisi olmadı, tam zamanlı anne oldum, ve imdaaaat fiye bağırmaya hazırlanırken mucizeler olageldi.

Önce biricik sevgilim eski püskü bisikletimizi tamir ettiler ve ona ikinci el bir trailer aldık, Türkiye'de sorduğumda 700 liralık ateş pahası fiyat karsısında şoke olduğum, iki kez kullanışmıi trailerı 70 Kanada dolarına alınca içimi bir sevinç kağladı, oğlanla artık bisiklete binip istediğimiz  yere gidiyoruz. Ormanlar, yollar, caddeler, hepsi bizim artık. Böylelikle bisiklete binerken de yapışık düzenimizi bozmamış olduk.
İlk bisiklet turumuza hazırlanırken, Leo güzelce bağlanır, kaskı takılır, emniyet önlemleri tamamlanır.

Tam trailer alındı falan, hadi havuza üye olalım dedik, ailece üyesi olduğumuz havuza 430 Kanada doları ödedik, bir senelik üyelik aldık, ve belediyenin açık kapalı tüm havuzlarına gidebiliyoruz. Aile kaç kişi olursa olsun fiyat bu, yani istanbulda sadece benim iki aylık havuz aboneliğime yakın.
Havuza gidiyoruz dediğimdeki surat yukarıda. Disiplinli bir çocuk Leo, bir saat boyunca idman yapıyor benimle, aaa yeter anne bile demeden. Seviyorum kendisini.

Pazartesi, Temmuz 22, 2013

Çalışan anne olmanın dayanılmaz hafifliği

Uzun yıllardır çalışan ben bu Kanada'ya gelince ev hanımlığına terfi ettiğimden bir sevinmiş, keyiflenmiştim. Şimdi 7 gün 24 saatimi oğlanla geçirmekten pek memnunum, yanlış anlaşılmasın ama çalışan anne olmak pek kolaymış. Bazı günler nefesim tutuluyor, içim şişiyor, yetişemiyorum. Keşke ofiste olsam da iki satır popomun üzerinde otursam diyorum. 

Blog yazmak için bile bir zaman ayırmam gerekiyormuşta ofisteyken iki dakikada yazıveriyormuşum, haberim yokmuş.

Uzun lafın kısası çalışan anne olmayı sevmişim ben, hem böyle üretken kadınım ben, çocukta yaparım, kariyer de durumları hoşuma gidiyordu, hem de kendime zaman ayırabiliyordum, zerrece de vicdan azabım yoktu yahu. 

Çalışmayan annelere sabırlar diliyorum ve çalışan anne olmak ne güzel şeymiş diyorum.


PS- Hala aldığım karardan memnunum, bir anımı bile Leo'suz geçirmiyorum. Bir ara yorgunluktan bayılabilirim haberiniz ola!

Pazartesi, Temmuz 01, 2013

Yalıkavak'ta bir eviniz olsun mu?

Sevgili Siso ve Mete son derece radikal bir karar alıp Bodrum'a yerleştiler bu mayıs ayında. Hem şehir hayatından yorulmuşlardı, hem de baba yadigari Yalıkavak'ın en güzel yerindeki Cüneydi Pansiyonu işletmek, oraya kendi ruhlarını katmak için.

Malum inşaat sezonunu kaçırdıkarı için restaurant ve mutfak yenilemesini yaptılar, odaların yenilenmesi ise bu kışa kaldı.

Biz gelmeden önce ekim ayında gitmiş ve çok keyif almıştık, denize bile girmiş, ilki çıpırdayıp çıkmıştık, şurda da yazmıştım. Eminim şimdi cok daha güzeldir. Orada olsam tüm yazımı geçiririm, nolur mutfakta çalışayım ayağına..

Pansiyonun 9 odası var, ev sıcaklığında dolayısıyla, herkesin eli herşeyin üzerinde, tertemiz, pırıl pırıl.

Facebook sayfasına ulaşmak isterseniz. Şuraya bir tık.

Leo'nun en sevdiği kaucuk ağacının altı. Keyifli kahveler.
Restorandan bir bölüm, arkadan da mutfağa geçiliyor.
Yenilenen mutfak, en sevdiğim Kırmızı mutfak!
Kero ve Mete çalışırken, bence çok iyi bir ekip oldular, arı gibi çalışkanlar.

PS- Ablama Tanya'nın arkadaşıyız derseniz bence size indirim bile yapar! Değil mi Siso?

Hepinize iyi yazlar diliyorum Dostlar, biz bir güneş görürsek göle girmeye gideceğiz bugün. ( Biraz zor olduğunu da ekleyeyim hemen)

Çarşamba, Haziran 26, 2013

Olaylar, durumlar, biraz aydınlık!

Memleket birbirine girmişken, yıllar yılı burun kıvırdığımız "aman bunlar da hiçbirşeyden anlamaz" dediğimiz gençlerimiz devlet büyüklerimize dersler verirken içimden çokta post yazasım gelmedi. Zaten gece sizin oralarda gün ışımadan yatamadığımdan, illaki nöbeti birilerine devretmem gerektiğinden uykusuz kaldığımdan biraz yorgunum. Ama mutluyum, en önemlisi umutluyum. Yüzünü aydınlıklara dönen bir gençliğe sahip olduğumuzu gördüm ya. Gerçi sistemin her köşesinden bu örümcek düşünceleri temizlemek biraz zaman alacak ama olsun varsın. Bu pırıl pırıl bir ülkenin başlangıçı olacak bence.

Bize gelince; iyiyiz biz. İyice yerleştik, kızımız Alara'da geldi artık, onun okul kayır işlerini tamamlamak üzereyiz. Gördüğümüz ihtimamın haddi hesabı yok. Biz kendi ülkemizde mahalenin okula yazdırmak için bile rüşvetler öderken burada okullar çocukları alabilmek için önce çocuğa, sonra aileye bir özen, bir ihtimam, anlatılası değil.

Leo'muz artık hem fransızca hem ingilizce derdini anlatıyor, türkçesinin fevkalade olduğunu söylemeye gerek yok tabi. Aİle kararımız olarak evde katiyen başka bir dil konuşmuyoruz, sadece türkçe.

Ha bu arada bizim evin iki tarafında da orman var, yürüyüş ve koşu yolu olan, bugün ikinci ormanı da keşfettik.

Kısacası hayat şu an bize güzel!
Evin arkasındaki ormandan minik bir bölüm.

Cuma, Mayıs 31, 2013

Dayan!

Dehşet içinde izliyoruz burada olup biteni, nefes almayı isteyen birçok farklı ideolojik görüşten insan bir araya gelmiş, ağacı, yeşili korumak için bedenlerini siper etmiş, kitap okumaları yapıp şarkılar söylüyor, ya sen ne yapıyorsun? Halkın olduğun söylediğin bu insanlara zarar veriyorsun, gözünü bile kırpmadan, olmaz olsun böyle din iman, olmaz olsun böyle iktidar.

Bu kadar uzaktan bile canımızı yakıyorsun ya, bu nasıl bir iktidar hırsı, nasıl bir herşeyi ben bilirimicilik!

Bedenlerimiz olamasa bile kalbimiz, ruhumuz Taksim gezi de bu aralar. Dayan Türkiyem!


Pazar, Mayıs 12, 2013

Yeni okul hayatı

Kanada'ya bizi getiren şey Leo'nun okul hayatına dair duyduğumuz endişe idi. kendimizle ilgili endişeler ikinci planda idi hep, dolayısı ile ilk işimiz evi barkı hallettikten sonra onun okul işini halletmek oldu.

Eve en yakın olmayan ama içimize pek sinen bir okul öncesi okul bulduk, İstanbul'da başladığı gibi frankofon bir okul, haftanın 3 günü ve yarım gün gitmesi en uygunu olur diye düşündük, malum kıta değiştirdi, bize çok alıştı, birden ondan kurtulmak istiyormuşuz gibi bir hava yaratmayalım dedik ve 3 günde karar kıldık.

İlk okul başlama hikayeizde benim jaws gibi okul koridorlarında gezdiğim düşünülürse bizi yine zor bir deneyim bekliyor diye pek gergindik. Okula ilk görüşmeye gittiğimiz gün piknik yapıyorlardı bizikisi hemen katıştı, ertesi gün beş dakika durduk sevgili ile, sonra gittik, gittik derken bahcedeyiz, ikinci gün anneler gün kutlaması sebebi ile bende sınıfa girdim yarım saat kadar sonra gittim yine bahceye, küçük bir yürüyüş bile yaptık.

Biliyorum henüz çok erken "evet alıştı, herşey harika!" demek için ama galiba iyi gidiyoruz.

Şu anneler gününde yazdığım yazıya bak!

Kutlu ve mutlu olsun elbette.



Aldığım en şahane anneler günü hediyesi..üstelik bir günde!