Pazartesi, Temmuz 22, 2013

Çalışan anne olmanın dayanılmaz hafifliği

Uzun yıllardır çalışan ben bu Kanada'ya gelince ev hanımlığına terfi ettiğimden bir sevinmiş, keyiflenmiştim. Şimdi 7 gün 24 saatimi oğlanla geçirmekten pek memnunum, yanlış anlaşılmasın ama çalışan anne olmak pek kolaymış. Bazı günler nefesim tutuluyor, içim şişiyor, yetişemiyorum. Keşke ofiste olsam da iki satır popomun üzerinde otursam diyorum. 

Blog yazmak için bile bir zaman ayırmam gerekiyormuşta ofisteyken iki dakikada yazıveriyormuşum, haberim yokmuş.

Uzun lafın kısası çalışan anne olmayı sevmişim ben, hem böyle üretken kadınım ben, çocukta yaparım, kariyer de durumları hoşuma gidiyordu, hem de kendime zaman ayırabiliyordum, zerrece de vicdan azabım yoktu yahu. 

Çalışmayan annelere sabırlar diliyorum ve çalışan anne olmak ne güzel şeymiş diyorum.


PS- Hala aldığım karardan memnunum, bir anımı bile Leo'suz geçirmiyorum. Bir ara yorgunluktan bayılabilirim haberiniz ola!

Pazartesi, Temmuz 01, 2013

Yalıkavak'ta bir eviniz olsun mu?

Sevgili Siso ve Mete son derece radikal bir karar alıp Bodrum'a yerleştiler bu mayıs ayında. Hem şehir hayatından yorulmuşlardı, hem de baba yadigari Yalıkavak'ın en güzel yerindeki Cüneydi Pansiyonu işletmek, oraya kendi ruhlarını katmak için.

Malum inşaat sezonunu kaçırdıkarı için restaurant ve mutfak yenilemesini yaptılar, odaların yenilenmesi ise bu kışa kaldı.

Biz gelmeden önce ekim ayında gitmiş ve çok keyif almıştık, denize bile girmiş, ilki çıpırdayıp çıkmıştık, şurda da yazmıştım. Eminim şimdi cok daha güzeldir. Orada olsam tüm yazımı geçiririm, nolur mutfakta çalışayım ayağına..

Pansiyonun 9 odası var, ev sıcaklığında dolayısıyla, herkesin eli herşeyin üzerinde, tertemiz, pırıl pırıl.

Facebook sayfasına ulaşmak isterseniz. Şuraya bir tık.

Leo'nun en sevdiği kaucuk ağacının altı. Keyifli kahveler.
Restorandan bir bölüm, arkadan da mutfağa geçiliyor.
Yenilenen mutfak, en sevdiğim Kırmızı mutfak!
Kero ve Mete çalışırken, bence çok iyi bir ekip oldular, arı gibi çalışkanlar.

PS- Ablama Tanya'nın arkadaşıyız derseniz bence size indirim bile yapar! Değil mi Siso?

Hepinize iyi yazlar diliyorum Dostlar, biz bir güneş görürsek göle girmeye gideceğiz bugün. ( Biraz zor olduğunu da ekleyeyim hemen)

Çarşamba, Haziran 26, 2013

Olaylar, durumlar, biraz aydınlık!

Memleket birbirine girmişken, yıllar yılı burun kıvırdığımız "aman bunlar da hiçbirşeyden anlamaz" dediğimiz gençlerimiz devlet büyüklerimize dersler verirken içimden çokta post yazasım gelmedi. Zaten gece sizin oralarda gün ışımadan yatamadığımdan, illaki nöbeti birilerine devretmem gerektiğinden uykusuz kaldığımdan biraz yorgunum. Ama mutluyum, en önemlisi umutluyum. Yüzünü aydınlıklara dönen bir gençliğe sahip olduğumuzu gördüm ya. Gerçi sistemin her köşesinden bu örümcek düşünceleri temizlemek biraz zaman alacak ama olsun varsın. Bu pırıl pırıl bir ülkenin başlangıçı olacak bence.

Bize gelince; iyiyiz biz. İyice yerleştik, kızımız Alara'da geldi artık, onun okul kayır işlerini tamamlamak üzereyiz. Gördüğümüz ihtimamın haddi hesabı yok. Biz kendi ülkemizde mahalenin okula yazdırmak için bile rüşvetler öderken burada okullar çocukları alabilmek için önce çocuğa, sonra aileye bir özen, bir ihtimam, anlatılası değil.

Leo'muz artık hem fransızca hem ingilizce derdini anlatıyor, türkçesinin fevkalade olduğunu söylemeye gerek yok tabi. Aİle kararımız olarak evde katiyen başka bir dil konuşmuyoruz, sadece türkçe.

Ha bu arada bizim evin iki tarafında da orman var, yürüyüş ve koşu yolu olan, bugün ikinci ormanı da keşfettik.

Kısacası hayat şu an bize güzel!
Evin arkasındaki ormandan minik bir bölüm.

Cuma, Mayıs 31, 2013

Dayan!

Dehşet içinde izliyoruz burada olup biteni, nefes almayı isteyen birçok farklı ideolojik görüşten insan bir araya gelmiş, ağacı, yeşili korumak için bedenlerini siper etmiş, kitap okumaları yapıp şarkılar söylüyor, ya sen ne yapıyorsun? Halkın olduğun söylediğin bu insanlara zarar veriyorsun, gözünü bile kırpmadan, olmaz olsun böyle din iman, olmaz olsun böyle iktidar.

Bu kadar uzaktan bile canımızı yakıyorsun ya, bu nasıl bir iktidar hırsı, nasıl bir herşeyi ben bilirimicilik!

Bedenlerimiz olamasa bile kalbimiz, ruhumuz Taksim gezi de bu aralar. Dayan Türkiyem!


Pazar, Mayıs 12, 2013

Yeni okul hayatı

Kanada'ya bizi getiren şey Leo'nun okul hayatına dair duyduğumuz endişe idi. kendimizle ilgili endişeler ikinci planda idi hep, dolayısı ile ilk işimiz evi barkı hallettikten sonra onun okul işini halletmek oldu.

Eve en yakın olmayan ama içimize pek sinen bir okul öncesi okul bulduk, İstanbul'da başladığı gibi frankofon bir okul, haftanın 3 günü ve yarım gün gitmesi en uygunu olur diye düşündük, malum kıta değiştirdi, bize çok alıştı, birden ondan kurtulmak istiyormuşuz gibi bir hava yaratmayalım dedik ve 3 günde karar kıldık.

İlk okul başlama hikayeizde benim jaws gibi okul koridorlarında gezdiğim düşünülürse bizi yine zor bir deneyim bekliyor diye pek gergindik. Okula ilk görüşmeye gittiğimiz gün piknik yapıyorlardı bizikisi hemen katıştı, ertesi gün beş dakika durduk sevgili ile, sonra gittik, gittik derken bahcedeyiz, ikinci gün anneler gün kutlaması sebebi ile bende sınıfa girdim yarım saat kadar sonra gittim yine bahceye, küçük bir yürüyüş bile yaptık.

Biliyorum henüz çok erken "evet alıştı, herşey harika!" demek için ama galiba iyi gidiyoruz.

Şu anneler gününde yazdığım yazıya bak!

Kutlu ve mutlu olsun elbette.



Aldığım en şahane anneler günü hediyesi..üstelik bir günde!

Seni seviyorum Anne!

O güzel ellerdeki hafif parfüm kokusu ile karışmış bulaşık deterjanı kokusu hala bugün gibi burnumda. 7 yaşındaydım, ilkokul birdeydim. 4 teneffüsün 4'ünde de okuldan kaçar evin yolunu tutardım, hafızamdaki tek şey bugün de burnumda tüten o nefis koku. Tek derdim anneme varmak, anneme ulaşmak, kızsa da , konuşmasa da, okula geri de götürse tek amacım ona varmak.

Bu anneler gününde teneffüsüm yok, kaçamıyorum gidemiyorum ama kalbimin en güzel yerinde, bahcede kahvelerimizi içerken sevgili ile sohbetlerimizin en güzel anlarında, Leo ile gülüşürken en eğlenceli kısımlarda, aklımın en kıymetli köşesinde hep "O" var.

Seni çok seviyorum tatlı Annem! Buradaki bahçemizde de keyif edeceğimiz günleri iple çekiyoruz.

Hepimizin her günü anneler günü olsun, kutlu olsun mutlu olsun.

PS: Bu yazı babamı özlemediğim burnumda tütmediği anlamına gelmiyor elbette, ikisini de çok seviyorum ve çok özlüyorum, ama güne özel bir durum yazayım istedim.

Pazartesi, Mayıs 06, 2013

Ne koliymiş yahu!

Ne çok olmuş, ne zaman geçmiş, yazacaklarım birikti sanıyorsanız yanılıyorsunuz, biriken sadece açılacak koliler, depoya cıkacak eşyalar.

Burdaki en büyük heyecanımız apartmanda yaşanan Junk Day'di mesela. O kadar renkli bir hayatımız var. Büyük atılacak eşyalarını herkes attı. Bizde bu vesileyle taaa Türkiyelerden getirdiğimiz Bono'nun yıllarca üzerine işemekten vazgeçmediği çiş kokulu koltuğumuzu attık mesela, neden hala geldiğini anlayamadığım.

Şimdi yard sale var, en büyük heyecanlı bekleyişim bu, getirmiş olduğum 647285 adet ayakkabı satayım diyorum, en azından bir kısmını. Evde dönecek yer kalmadı.

Şaka bir tarafa, yerleşiyoruz evimize, insanın hayatını taşıması değil de kolileri açması, tek tek bakıp "aman allahım bu ne?", " bunu neden almışım?" nidaları arasında yerleşmesi zormuş. Tam bitti derken bir koli daha çıkması en gıcık olduğum mevzu bu aralar. Hele de o kolinin içinden dünyanın en saçma şeyleri çıkarsa değmeyin bana.

Evden kolilerin arasında çektiğim ve sevdiğim bir kaç kare..





Cuma, Nisan 19, 2013

İyi ki doğurmuşum!

Dünyanın en heyecanlı macerasıymış anne olmak, baba olmak, biz bugün bu maceranın üçüncü yılını dolduruyoruz.

Hayatta yaptığım en iyi şey, en heyecan verici, en mucizevi şeydi bir ruhu bu dünyaya getirmek, tüm zorluklarına rağmen, tüm hayatımızı bir çırpıda değiştirebilen bir şey. Bir dakika düşünmeden tüm dünyayı karşıma alabileceğim tek varlık.

Şimdi ona minik bir not:

"Seni çok seviyorum Leo! Aklının alabileceğinden, gözünün gördüğünden, o küçücük kalbinin hissettiğinden çok daha fazla! İyi ki doğdun! İyi ki anne baba olarak bizi seçtin. Hayatın boyunca en az bugünkü kadar mutlu ve keyifli olman en büyük dileğim. Hayata karşı hep dürüst ol, o sana istediklerini hep verecektir! Ve hep çok sev, herşeyi ve herkesi! "

Gelmeden önceki ananeli, dedeli, Sisolu doğum günü partisinden "aman annem görmeden hemen yapıştırayım şunu" isimli çalışmamdan.


Cumartesi, Nisan 13, 2013

Karışık durumlar

Oooo uzundur yazı yazmamışım, koşturmaktan. Geçen hafta ite kaka sığıştığımız konteynerimiz geldi, aman ne gelmek. Biz biraz gümrükte bekletiriz derken ı-ıh olmazmış, alın tabağınızı canağınızı dediler, bir telaş bir depolu nakliyeci bulundu, alsın bizim pılı pırtıyı sonra da (işallah) yeni evimize getirsin eğer biz taşınabilirsek diye. Neyse o iş halloldu.

Sonra bir diğer heyecan dalgası sevgilinin direksiyon dersi alması, efem insan neredeyse 40 yıldır araba kullanıpta gaza basmak harici herşeyi silbaştan yapması gerekince başımıza gelenler konulu yazı şurada. Yüzünüzde gülümsemeyle okuyacaksınız ancak gel gör ki durum göründüğünden daha zor, ben henüz teşebbüs etmeye dahi cesaret edemedim.

Asıl en büyük heyecan ev işlerinde, yok mortgage oldu, olmadı, aman avukat ne görüş bildirdi, iyi mi kötü mü, of bir dur broker ne diyormuş falan derken henüz bizde bir sevinç ışığı olamadı. Her gün gelen bir iyi ve bir kötü haberle yaşamaya alıştığımız şu günlerde evin küçük efendisi Leo tam başrollere soyundu. Sadece uyuduğu zamanlarda bize vakit kalıyor, yorgunuz a dostlar!

Ama biliyorum herşey düzene girecek, Leo okuluna başlayacak, ben hayalini kurduğum yüzmeye ve göl kenarı koşularına başlayacağım, minik bahçemizde maydanoz yetiştirirken, biricik sevgili ise trenlerini döndürmeye başlayacak ve işte tam da o an biz bu günleri hatırlamayacağız bile.
Havuza girdiğim yetmedi evde de böyle gezerim isimli çalışmamdan.

Çarşamba, Nisan 03, 2013

St.Lawrence Market Toronto

Şimdi biz geldik ya Kanada'ya, iyiyiz hoşuz da ilk iki gün ne yer ne içeriz diye bir endişe kapladı bizi, hemen köşede Carrefour yok artık, Makro bir arabalık mesafede değil, köşede bakkal bile yok. Hemen internetten bir araştırma yaptım ve St.Lawrence Market'i buldum, daha önce hiç gitmemiştik, toplandık çekçek arabamızı da aldık gittik. Meğer National Geographic dünyanın en iyi marketi secmiş burayı.

Meyve sebze çok taze, et, peynir istemediğiniz çeşitlilikte, artık her hafta salı günleri gidip haftalık alişverişimizi yapıp dönüyoruz.

Bu pazarımsı marketin bana katkıları asıl bu yazının can alıcı noktaları, ben mutfak sevmeyen bir insanım, şöyle hapla beslenme olsa acaip alkiş tutacağım olaya, o kadar diyeyim. Aman biz bu pazardan sebze aldıkca, ben evde enginar dolması mı istersiniz, ıspanak mı, karnıyarık mı, brokoli salatası mı, aklınıza ne gelirse yapıyorum, aman evladım güzel beslensin, biz güzel beslenelim diye ya aklımı kaçırıyorum, ya da acil bir işe girmem gerek, henüz tam bir sonuca varamadım amma velakin mutfaktaki maharetlerimden herkes memnun bir o kadar da şaşkın.

Aşağıdaki iki kare biraz fikir verebilir.


Cuma, Mart 29, 2013

LovePeaceTravel!

Tüm dostlarımızı bırakıp geldiğimiz bu Kanada yolculuğumuzun çok güzel bir bebeği var artık. Birbirini çok seven komün hayata özlem duyan, Met'in dediği gibi yaş aralığı 3 ila 55 olan bir sıkı dost topluluğu, bir nevi aile, baktık ki 140 karaktere sığamıyoruz, whatsupta yetmiyor, bir sayfa yapalım, isteyen dilediğini, gönlünden geçeni yazsın, varsa özlemini anlatsın, olmadı devlet meseleleri yazsın, bir bavul yapıp seyahate gitsin, konser varsa haber versin, ama en önemlisi birbirimize olan sevgimizi her satırın arasında hissedebilelim, mesafe bu dostluğu daha da pekiştirsin istedik. Ve ortaya ne cıktı?

LovePeaceTravel..

Gece aklıma geliyor yazıyorum. Özlüyorum yazıyorum. Burnumun direği mi sızladı, hop okuyorum Hande'min, Oyt'umun, Ali'min yada Metin'imin bir yazısını, kah hüzünleniyorum, kah kahkaha atıyorum. Ama en önemlisi günün sonunda ben bu insanları çok seviyorum ve biliyorum ki dünyanın neresinde olursak olalım hiç yalnız değiliz ve olmayacağız. da.

Keyifli okumalar dilerim, umarım siz de benim kadar beğenirsiniz.




Salı, Mart 26, 2013

İrem Nemo'suna kavuşsun!

Biraz hüzünlü bir hikayem var bugün.

İrem'le biricik oğlu Nemo'nun hikayesi bu. İrem kim derseniz, kendi ağzından İrem: " Hayatı oğlu Nemoya kah kavuşup kah ayrı düşerek geçmiş, hukuk savaşı yorgunu, artık 40'lı yaşların son çeyreğinde, güçlü, yengeç, yeniden evlenecek kadar romantik, herşeye rağmen iyimser, mühendislik okumuş, ilaç sektöründe satınalma, lojistik, tedarik zinciri alanlarında yöneticilik yapmış, 2013 başında emekli olmuş bir anne. Şu yangın bir sönse, suluboya resim çalışmalarına başlayacağım. Kapaktaki fotoğraf da lise yıllarında, Bodrum-Gümbet'te ailemle tatilde, günleri iskelede roman okuyarak geçirdiğim, hayatı çok farklı hayal ettiğim günlerde ben..."

İrem'in bir bloğu da var. Bagdatcafe.. Ben İrem'i tanıyorum da üstelik. Bir gece yarısı Asortikciğimden gelen bir mail gördüm. Hadi ey anneler ayaklanalım, İrem'i Nemosuna kavuşturalım diyordu. İrem'i tanıdığımdan da hikayeyi biliyordum, İrem sevdiği adamdan çocuk yapma cesaretini göstermiş bir kadın, bir anne. Ama şiddetin başladığı yerde almış cocuğunu gitmiş, aslında pekte gidememiş, başlayan hukuk savaşlarının sonunda Nemo kah babada, kah ananede ve hatta sosyal kurumda kalmak süretiyle yıllar geçmiş, İrem  mücadelesine devam ediyor. Ama bu mücadelede sesini duyurmak için biz bugün yani 26 Mart'ta Türkiye saatiyle 10.00 ve 22.00'de sosyal medyada bu durumu paylaşan tivitler atacağız, facebook sayfalarımızda paylaşacağız, özellikle bu sesi Ayşe Arman'a duyurmaya çalışacağız ki İrem'in sesi daha güçlü çıksın. Bilsin ki tüm kadınlar, tüm anneler arkasında, attığı çılız gibi görünen çığlık aslında milyonların çığlığı!

Hadi bakalım pamuk eller klavyeye!

İrem Nemo'suna kavuşsun!

Biraz hüzünlü bir hikayem var bugün.

İrem'le biricik oğlu Nemo'nun hikayesi bu. İrem kim derseniz, kendi ağzından İrem: " Hayatı oğlu Nemoya kah kavuşup kah ayrı düşerek geçmiş, hukuk savaşı yorgunu, artık 40'lı yaşların son çeyreğinde, güçlü, yengeç, yeniden evlenecek kadar romantik, herşeye rağmen iyimser, mühendislik okumuş, ilaç sektöründe satınalma, lojistik, tedarik zinciri alanlarında yöneticilik yapmış, 2013 başında emekli olmuş bir anne. Şu yangın bir sönse, suluboya resim çalışmalarına başlayacağım. Kapaktaki fotoğraf da lise yıllarında, Bodrum-Gümbet'te ailemle tatilde, günleri iskelede roman okuyarak geçirdiğim, hayatı çok farklı hayal ettiğim günlerde ben..."

İrem'in bir bloğu da var. Bagdatcafe.. Ben İrem'i tanıyorum da üstelik. Bir gece yarısı Asortikciğimden gelen bir mail gördüm. Hadi ey anneler ayaklanalım, İrem'i Nemosuna kavuşturalım diyordu. İrem'i tanıdığımdan da hikayeyi biliyordum, İrem sevdiği adamdan çocuk yapma cesaretini göstermiş bir kadın, bir anne. Ama şiddetin başladığı yerde almış cocuğunu gitmiş, aslında pekte gidememiş, başlayan hukuk savaşlarının sonunda Nemo kah babada, kah ananede ve hatta sosyal kurumda kalmak süretiyle yıllar geçmiş, İrem  mücadelesine devam ediyor. Ama bu mücadelede sesini duyurmak için biz bugün yani 26 Mart'ta Türkiye saatiyle 10.00 ve 22.00'de sosyal medyada bu durumu paylaşan tivitler atacağız, facebook sayfalarımızda paylaşacağız, özellikle bu sesi Ayşe Arman'a duyurmaya çalışacağız ki İrem'in sesi daha güçlü çıksın. Bilsin ki tüm kadınlar, tüm anneler arkasında, attığı çılız gibi görünen çığlık aslında milyonların çığlığı!

Hadi bakalım pamuk eller klavyeye!

Perşembe, Mart 21, 2013

Bir veda partisi bu kadar mı ağlatır.

8 mart Leo'nun Plus International Preschool'daki son günü idi. Başladığından beri über memnun olduğumuz bir okul burası. Kanada'da aynı sevgiyi, aynı dostluğu ve sıcaklığı bulamayacağımızı bildiğimiz okul.

Kanada'ya gelmeden önce bir veda partisi vardı, içimiz burularak, kah ağlayarak kah gülerek izledik ve elbette çok Sevgili Veronique ve Madame Aysun'un çok değerli katkıları ile. İnanın o 15 çocuğu bir arada tutmak dünyanın en zor işi.

 Parti öncesi kudururlarken.
 Duru galiba en çok üzülünlerden biriydi. "Biz Leo'yu çok özleriz ama annem sizi arayabilir değil mi ?" dedi..ağladım..
 Circle time..şarkılar..ağladım
 Au revoir Petit Leo şarkısını söylerlerken artık ağlamaktan patladık hepimiz.
 Okul Leo'ya şahane de bir veda hediyesi almış..elbette valizimizde geldi ve şu an yanımızda.
 Hediye açılırken..
Bizim yaptığımız minik hediyeleri arkadaşlara verirken.

Leo yeni bir hayata yelken açarken biliyorum arkada bıraktıkları onu çok özleyecek, Leo'nun da onları özleyeceği gibi. Ama her güzel şeyin bir bedeli var değil mi?

Pazar, Mart 17, 2013

Dinazor müzesi -ROM

Efenim şimdi bizim evlilik yıldönümüzdü ve oğlana güzel bir hediye vermek istedik, kalktık Royal Ontario Museum'daki Dinasorları görmeye gittik. AMan ne dinazorlar, aman ne cok gezilecek kat! biz iki saatte iki kat gezebildik. Yorgunluktan bitap düştük ama Leo'muz için büyük heyecandı, ipad uygulamaları ile fosiller gercek dinazorlara dönüşüyordu mesela. Oğlan aklını oynatmadan eve dönebildiliğimiz için çok mesudum.

Bir erkek annesi olarak dinazorlar hakkında bilmediğim çok az şey kaldı sanırım.

Az laf çok fotoğraf yapalım bu postta.







Çok tatlı küçük bir Leozarious'muş artık kendileri, an itibari ile dinazorlardan bayılabilirim!