Salı, Ekim 16, 2007

Roger Hodgson!!


Bilet aldık..gidiyoruz..hadiyin bakalım...böğüre böğüre tüm şarkıları da söyleriz hem...çok eğlenir dans eder..zıp zıp hoplarız..hem Barton belki deli dansı için yer bile bulabiliriz.
Take a look at my girlfriend
She's the only one I got
Not much of a girlfriend
Never seem to get a lot
Take a jumbo cross the water
Like to see America
See the girls in California
I´m hoping it´s going to come true
But there´s not a lot I can do
Could we have kippers for breakfast
Mummy dear, Mummy dear
They got to have ´em in Texas
Cos everyone's a millionaire
I´m a winner, I´m a sinner
Do you want my autograph
I´m a loser what a joker
I´m playing my jokes upon you
While there´s nothing better to do
Don´t you look at my girlfriend
She´s the only one I got
Not much of a girlfriend
Never seem to get a lot
Take a jumbo cross the water
Like to see America
See the girls in California
I´m hoping it´s going to come true
But there´s not a lot I can do.


Perşembe, Ekim 11, 2007

Almanca mevzu

Annemlerin kırk yıllık arkadaşları geldi Almanya'dan..alana gittik aldık..trafikte fenalaştı bizimkiler..babam cinnet gecirip arabayı mı yaksam diye düşünürken herşeyi hallettik ve ilk gece ailece Kız kulesine gittik..kızkulesi konusu surada yazıldı cizildi...konu bu değil tabi...ben yedi yaşına kadar anadili Almanca olan bir beyin yerine fasulye taşıyan varlık olarak Almanca'yı unuttum..çok güzel Türkçe konuşur oldum ama ne care bizimkiler"was für eine fantastische razua" diyerek almanca konuşuyorlar gelen Tante Gerda ile...bende japon olarak oturuyorum..bunlar yerde yuvarlanıyo gülmekten ben mi turist Gerda mı anlamadığım durumun bir yerinde ben konuştuklarını anladığımı farkettim..biraz yoruyor dinlemek ama olsun diye asıldım kulaklara...aaa bir baktım tante Gerda ile o Almanca bendeniz İngilizce konuşuyoruz yahu..şimdi kendi kendime düşündüğüm ve de ilk kez sizlere açtığım bir konu var kafamı kurcalayan..

Tanya kusarak konuşabilmek için acaba Almanca kursuna gitsin mi..yoksa otursun mu oturduğu yerde?! hiç bilemedim..bir lisan bir insan diyorum bazen..bazen de bir kadeh şarap bir insan diyorum..kursta debeleneciğme evde şarabımı mı yudumlayayım..ne yapayım...hiiiç bilemedim..

Perşembe, Ekim 04, 2007

Reklamlar!

Sayfaya reklam aldım...suradan okuyabilirsiniz..ben bunları yazacak kadar cesaretli değilim..ama yazan bir sevgili var...belki aklımızı başımıza almamıza faydası olur.

Salı, Ekim 02, 2007

Yeni birşeyler

Beni uzun tanıyanlar..bir motor sevdam ve hatta bir motorum olduğunu bilirler..resim aşağıda..motor cok havalı..ancak ağır..cok ağır..benim zayıf ve narin bünyem için hele hepten yük..bir süre inatla kullanıp ..sayısız defa düştükten sonra, motoru sevgilinin emrine amade ettim...kendi motoru da böylece garajın delisi oldu hahaha...
Çok şahane duruyorum hesapca...yalan tabi.
Neyse efendim gecen haftasonu kadıkoyde serserilik ederken şahane birşey gördüm ve aldım..o gün bugündür heryere onla gidiyorum...adı "nemo"..cok şeker..hiç atmıyor üstünden..fırıl fırıl geziyorum...şiddetle tavsiye ederim.
Sevgili Nemom

Bu arada Bonoya olan delice özlememi gecirmek için dünya komiği işler yapıyorum..bunlardan biride tüm ayakkabılarımı (henüz tüm değil aslında) cok sevgili caddedeki "elle"mağazasından aldığım kutulara koyup..üzerlerine de resimlerini cekip yapıştırmak..pek vakit alıyor..eğlenceli ve kullanışlı da...benim ne eksiğim var evinde yastık dikip boncuk işleyenlerden hehehe..



Hem kendimce acaip artistik resimler de çektim..koyayım bir resim bloguna ödül alır kesin...
PS-Sanırım daha sık yazmalıyım..böyle olmuyor..akım..b..kum..

Perşembe, Eylül 13, 2007

Bonomuz melek olduktan sonra

Bono gittikten sonraki hafta ofis kapalı olduğundan bir hafta boyunca evde ağlayıp zırlamak için zamanım olacağını düşünürken...sevgili beni hergün ite kaka..güle oynaya sokaklara cıkardı... kapalıcarşı..eminönü..nişantaşı.. kadıkoy... evde yoga ile ilgili çekim derken.. kah ağladım kah güldüm bir hafta gecirdim sevgili sayesinde..

Bu acaip haftanın bir gününde madem Bono gitti...ben ağladım..zırladım..Bono'ya bir kıyak yapayım dedim ve sonsuza kadar o benimle..bende onunla kalayım dedim.. ve ben çok begendim..




Cagatayın ellerine sağlık...sevgilinin de ayaklarına ve sabrına..hem beni o kadar gezdirdiği..hemde sabırla ağlamamın bitmesini beklediği için..

Çarşamba, Ağustos 22, 2007

Canım çok yanıyor.

14 yıldır her sabah kuyruğunu sallayıp beni yalayarak uyandıran..yastığıma kafasını koyan..yorganımın altına giren..eve her gelişimde..birşey unutup 2 dakika sonra geri gelsem bile...bıkmadan üstüme başıma zıplayan..ağzında oyuncağıyla sıkılmadan benle oynamak isteyen...salyalarını en güzel elbiselerime umursamadan bırakan...pırtlayan..kendi pırtından korkan....en zor günümde gözyaşlarımı yalayan...en sadık dostum..biricik oğlum..Canım BONOm...ben hiç istemesem de artık gitmek istiyor..bugün 6.günümüz...yerimizden hiç kalkmadığımız...ama hala her gördüğünde kuyruğunu sallıyor..halsiz kafasını kaldırıyor ve elini veriyor..yeter ki biraz daha seveyim onu diye...



Canım çok acıyor...elim kolum bağlı...hiç birşey yapamıyorum...hayatımda hiç bu kadar aciz hissetmemiştim...hiç ama..sadece dua ediyorum ve beklediğimiz ilaçların geleceği zamana kadar bizimle kal diyebiliyorum...Biraz daha dayan Bono..biraz daha...

Perşembe, Ağustos 16, 2007

İçim acıyor....

Cok yazıldı konuşuldu dünden beri ama Bekir Çoşkun'un yazısını okudum bugün içim acıdı..ağladım...anlatırken yazıyı gözlerim dolu dolu oldu..anlatmaktan kaçındım...konuşmaktan da...Yazı bugünkü gazetede var..almadığımızdan internetten Bekir Coşkun'a bakıp kaçtım gazeteden bir çırpıda...yazı aşağıda

Kürek mahkûmları...

BU yazıyı zor şartlar altında yazıyorum. Telefonlar durmadan çalıyor, televizyonlar kapıda, haberciler durmadan bizden söz ediyorlar, benim ise söyleyecek çok sözüm yok.Sözümü sadece size söyleyebilirim.

Olan şu:Biz bir kayıktaydık.
Kürek arkadaşımı dalgalar aldı.Bizim ulaşmak istediğimiz bir yer vardı.
Söylene söylene, sızlana sızlana, adeta kendimizi kürek mahkûmu sayarak kürek çekiyorduk o yere doğru...
Orası; sadece bizim aydınlık ülkemizdi.Çağdaş okulların bahçesinde, çocukların sevgi-barış-özgürlük şarkıları söyledikleri, karanlık merdiven altlarında tarikat kurslarının yer almadığı bir yer...İtilmiş, yasaklı, suçlu, sakıncalı, haram, günahkár, aşağılanan, hiç sayılan kadınların olmadığı yurt...Babaların evlerine güler yüzle ve alın teri sıcak ekmeklerle döndükleri...Soygunun, hırsızlığın, talanın olmadığı bir yer.İran’a, Suudi Arabistan’a benzemesini asla istemediğimiz... Şeriatçıların, tarikatların, laik cumhuriyet düşmanlarının karanlığa sürüklemelerini asla kabul edemeyeceğimiz mübarek-kutsal vatan...

Mustafa Kemal’in memleketi....
Bizim ülkemiz...
*Ulaşmak istediğimiz yer burasıydı.Emin Çölaşan artık yok.

Ne yapmalıyım?..

Bırakmalı mıyım kürekleri?...

Ben şimdiye kadar her şeyimi okurlarımla paylaştım. Evimizi, evimizdeki canlıları, kemanımı, şarkılarımı, sevdalarımı, sancılarımı...Bilmezsiniz; yazılarımı onlarla birlikte yazarım ben.

Şimdi soruyorum:Ne yapmalıyım.Asılsam mı küreklere?..Avuçlarım kanasa da, hırsımdan ağlasam da, o yere doğru tek başıma kalsam dahi çekmeli miyim kürekleri?Yoksa, vaz mı geçsem kürek çekmekten?Söyleyin dostlarım...Ne yapmalıyım, ne?..

Perşembe, Ağustos 09, 2007

Aşk sende kalsın ütü masası bende!


Arkadaşlar dün gece nefis bir şey yaptık...öyle böyle değil..erenköyün yemyeşil sokaklarının birinde bulunan bir apartmanın müştemilatında sergilenen 2 kişilik deneysel bir tiyatroya gittik...asılnda şöyle bir hava var...bir eve gidiyorsunuz...salonunda oturup çayınızı veya şarabınızı yudumlarken oyuncularının gözlerinin taa içinde muhteşem bir oyun seyrediyorsunuz...çok uzun zamandır ne bu kadar şen kahkaha atmıştım ne de düşünmüştüm..böyle bir oluşumu hazırlayan Metin Zakoğlu ve ekibinin gönlüne sağlık....biletler şurada. Mutlaka gidin biz haftaya yine gidiyoruz...arkadaşım kadın oldu ya...gelsenize...çok güleriz.

Salı, Ağustos 07, 2007

Ölmeden önce yapmak istediklerim I

U2

Mutlaka bir U2 konserine gitmeliyim ve Bono'nun canlı performansını dinlemeliyim..Stuck in a moment'ı söylerken..all that you can't leave behind'ı, mystreious ways'ı so cruel'ı, where the streets have no name'i..ve daha nicesini...o kalabalığın içinde olmalıyım..çok üzücüdür ki hiç bir zaman Turkiye'ye gelmeyecekler...olsun umudumu kaybetmiyorum...eski yıllarda Avrupa Turnesi'nde geldiklerinde Selanik'e gidememiştim mücbir sebeplerden ama bu yaşımda artık her yere gidebilirim..

U2'da en cok sevdiğim de tüm şarkılarını her zaman aynı keyifle dinliyor olmam..hiç mi değişmez bir ses..hiç mi kötü albüm yapılmaz..yapılmıyor demek ki...çok şükür ki.
Klasik bir U2 liriği...ben bayılırım..

One
Is it getting better?
Or do you feel the same?
Will it make it easier on you now?
You got someone to blame
You say: one love, one life
When it's one need in the night
One love - we get to share it
Leaves you, baby, if you don't care for it
Did I disappoint you?
Or leave a bad taste in your mouth?
You act like you never had love
And you want me to go without
Well it's too late, tonight
To drag the past out into the light
We're one, but we're not the same
We get to carry each other, carry each other
Have you come here for forgiveness?
Have you come to raise the dead?
Have you come here to play Jesus?
To the lepers in your head
Did I ask too much - more than a lot
You gave me nothing - now it's all I got
We're one, but we're not the same
Well we hurt each other, then we do it again
You say: love is a temple - love a higher law
Love is a temple - love the higher law
You ask me to enter - then you make me crawl
And I can't be holding on to what you got
When all you got is hurt
One love - one blood
One life - you got to do what you should
One life with each other
Sisters, brothers
One life, but we're not the same
We get to carry each other, carry each other
One - one





Çarşamba, Ağustos 01, 2007

Döndüm!

Tatil bu kadar mı güzel olur..ve neden hep tatil yapamıyoruz...hep tatil olsa sıkılır mıyız yoksa? bilmiyorum ama tatil güzel..kısa süre de olsa sorumsuzca sahilde ayakları uzatıp gelen müziğin ritmine kaptırmak bünyeyi..alabildiğine yüzüp, güneş sömürgenliği yapmak güzel..düşünmeden yarını ve işi..öylece kendinle ve cok sevdiklerinle deli gibi gülmek güzel....cok güzel hemde.



Bizimkiler top peşinde..

Bu acaip alete binildi..

Babylon'da yan gelip yatılındı...

Cubalılarla sahnede müzik yapıldı...

Loca savaşlarından zaferle çıkıldı... Arkadaki Kero'ya dikkat!!!Zafer edasını görebilirsiniz.

Bünyenin durgunluk sınırları aşıldı..

Keyifler yapıldı...

Deli kalabalığı yapıldı...

Yurdum insanı resimleri çekildi...

Yorgunluk atıldı...bol bol hemde ..bol buzlu whiskyle

Ve hooop Alacatı'dan Nua'ya...

Cuma, Temmuz 20, 2007

Tatildeyim!


Yine süper bir ekip olarak "tatildeyiz". Secimde oyumu kullanmamı takip eden saniyelerde denize doğru yol alan arabamızdaki yerimi alacağım ve vııın..Tutmayın beni...deniz ve kumun tadına varırken güneşi sömüreceğim...hehe yanımızdakilerin de gençlik enerjilerini sömürüp sörfe vereceğim kendimi......yan gelip yatacağım..keyif edeceğim...mohitoları hüpleteceğim...cok işimiz var...çok..size iyi haftalar diliyorum..bendeniz bir hafta çaçaça...
PS- Tatilden cumartesi dönüp maalesef haftasonu da Nuadayız...yakında kovulucam heralde..Şebo gibi kendimi lotoya vereyim bende.

Pazartesi, Temmuz 16, 2007

Nua..keyif yeri.

Yaklaşık dört beş haftasonudur Sapanca Nua'ya gidiyoruz...bir keyif..bir keyif...cok huzurlu bir yer...ben masaj yaptırmam ama yaptıranlar cok memnun...ben gecenlerde gercek cilekle peeling yaptırdım..yaz için de ideal..havuzu..havuz kenarı yatakları..efil efil havası var..hafta sonu cok uzağa gitmeyeyim ama keyif yapayım diyenlere şiddetle tavsiye ederim....göbeğe okyanus suyu...sırtıma termal sular...pek güzel pek..


Fikir için birkaç foto aşağıda..




PS- Secimlerin olduğu gün pılıyı pırtıyı toplayıp Alacatı'ya gidiyoruz. Hem Aslıcine ev alacağız hemde tatil yapacağız..Aslıcım Ayse'nin sayfası tavsiyesi için bin teşekkür..baktım okudum..tatbik etmek kaldı geriye ki...zevkle.






Pazartesi, Temmuz 09, 2007

Ece Arar...dost insan.

Canım Ecem benim gecen haftaki sıkıntılarım için Akşam gazetesinde cumartesileri yazmakta olduğu köşesini bu işe ayırmış..kalemine sağlık..gönlüne sağlık...insanın dostları olması o kadar güzel ki...çok mutluyum ben..

Yazı şurada.

Üşenen arkadaşlarım için de şöyle:

Ev al, komşu alma.

"Komşu” diye nitelenen birtakım insanların yemeyip içmeyip ve üstelik evlerindeki işi gücü bırakıp diğer dairelere şöyle uzun uzadıya ziyaretler gerçekleştirdiği devirler bitmedi, devam ediyor… Daha sabahtan evi iki süpürüp, kahvaltı sofrasını falan saniyeler içinde toplayıp mahalledeki son dedikoduları eğer birine anlatmazsa öleceğini sanarak başka kapıları çalan insanlar hâlâ var. Kim kime ne demiş, kim gece kavga etmiş, boşanmakta olanlar ve de son model araba alanlar kimler, bunlar konuşulmazsa olmaz.

Hem sonra bu sabah kahvesiyle yapılan “zararsız” gibi görünen dedikodu faslı bitecek, devamında da kekler börekler yapıp bir gün daha hep beraber, el birliğiyle ve hayata hiçbir şey kat(a)madan bitecek, ama onların günleri dedikodulardan biraz daha beslenmiş olarak kurtulacak, öyle yani.

Önceleri bu komşu denen kimi kadınların bir kısmının istihbarat kaynakları mahallenin bakkalı, çakkalı, her eve girip çıkan, çıkabilen bohçacısı falandı tabii… Ya da köşe başlarında sıkıştırdıkları, bülbül gibi öttürdükleri küçük aile fertleri vardı… Şimdi devir değişti. Altmış yaşındaki teyzeler internet başında harıl harıl blog okumakta ve gidip kırk yıllık komşularına bir kahve içimi sürede “Senin kız sevgilisiyle orada burada zaman öldürüyor” demekteler, yani bunun beterini söylüyorlar da ben yazmayayım. Vallahi de durum bu, en yakın arkadaşımın başına geldi, oradan biliyorum.

Yeni moda dedikodu…

Bu komşu görünümlü canavar teyzecik –ki yaşını başını almış-, internette hadi diyelim işi var da, bloglarda işi ne-, dolaşıp da bizim kızın günlüğünü bulmuş. Okumuş da okumuş, artık ne zaman fırsat bulduysa. Okumak yeterli gelmemiş, arkadaşımın gittiği yerleri bir bir not almış herhalde, sonra da bir koşu bizimkinin annesine yetiştirmiş. Öyle böyle bir yetiştirmek değil tabii, ballandıra ballandıra “yaşasın kötülük” tadında bir hikâyeleme ile anlatmış bir bir. Hafta sonu şuradaymışlar, önceki gün bilmem nereye gitmişler, senin kız kötü yola düşmüş babında bir anlatım.

Şimdi gel de şoka girme. İnsan tabii, böyle dedikoducu insanların varlığını biliyor da, böylesi teknolojiyi kullanarak kendilerine yeni malzemeler bulacaklarını deyim yerindeyse tahayyül bile edemiyor.

Üstelik blog okuyarak dedikodu yapmanın zannımca bir bardak dayayarak yan evi dinlemekten farkı yok. İkisi de aynı kapıya çıkmakta nihayetinde. Buradan şu tartışma da başlatılabilir pekâlâ; madem bu kadar özel şeyler bunlar, neden sanal bir dünyada günlük tutuyor insanlar? Neden yazılanlar eskisi gibi kilitli defterlerde değil ve neden eskiden bu defterleri köşe bucak kaçırırken şimdi okunmak istiyor herkes?

Belki neden teknoloji ilerledikçe yalnızlaştığımız, daha da içimize kapandığımız içindir. Böyle kapandıkça ve uzaklaştıkça gerçek dünyadan, hayat sırf iş ve evden ibaret olunca, bir çift güzel söz, birkaç “seni anlıyorum” ve “yalnız değilsin”e muhtaç kalıyoruz. Ama tabii bunların hiçbiri yaşlı teyzeler yazılanlardan kendilerine malzeme çıkarsın diye yapılmıyor…

Madem bu teyzecikler böyle meraklı blog okumaya, biz de onları kendi bloglarını açmaya ve en az okudukları şeyler kadar içten, yalın ve “gerçek” şeyler yazmaya davet ediyoruz…

Pazar, Temmuz 01, 2007

Dedikodu ve Örümcek Kafalar

Sevgili Arkadaşlarım,



Bu yazıdan sonra blogumu sadece izin verdiğim yine sizler okuyacaksınız, ancak son olarak common bir yazı daha yazmak istedim. Şöyleki;



Bu blogu okuyarak Beni Ayşe Arman (sebocum benzetme için teşekkür ederim) durumuna sokmuş olan çok sevgili yazlık komşumuza ithafen...bu blogta biliyorsunuz ki hepimiz ayakkabımız.... corabımız...bu örümcek kafalı insanlarla dolu dünyaya yine de herşeye rağmen gelmiş olan bebeklerimiz...gittiğimiz yerler..yediğimiz yemekler...mutluluklarımız ..bazen sıkıntılarımız yazılıyor..ve KİŞİSEL....ancak bazı insanlar var ki diğerlerinin mutsuzluklarıyla mutlu oluyor...heralde onların da aydınlanmaları bu yolda geçiyor ki...bu blogu okuyor... zavallı anneme de senin kızın sevgilisiyle "düşüp kalkıyor" ve bunu da blogta yazıyor diyor...düşüp kalkmaktan kasıt zannederim yoga gezileri...organik tarım olamayacağına göre hahaha....bu kadar sığ düşünebiliyor demek insanlar...her ne ise...konuşmalardan sonra beni Ayşe Arman zanneden annem beni arayıp fena şekilde hırpalıyor...şimdi annemle konuşmuyorum, çünkü kendini köy dedikodularının sürükleyiciliğinden kurtaramamış olmalı ki bana bu söylenenleri yakıştırdı..zaten istenen de oydu..mutlu olunmasın..benim annem mutsuz edilsin..dolayısıyla bende mutsuz olayım ve o da yükselsin..diğer insanların mutsuzluğuyla yükselsin..bu tür insanları ben hayatıma sokmuyorum ama aileme birşey yapamam..herkesin seçimi kendinin..ancak bu işte son derece kırılmış bir evlat olarak ben kendi hayatımın bu tür insanlara göre daha verimli ve faydalı olduğunu düşünüyorum...en azından çalışıyorum...hiç kimseye ihtiyacım olmadan bugüne dek ne yaptıysam yaptım..kimseden bir kuruş almadım..dedikodu yapmadım...kimseyi yargılamadım...Buradan çok sevgili komşumuza sevgili annem ile birbirimizi hırpalamamıza sebep olduğu için teşekkürü borç bilirim...ve umarım kalan hayatlarında diğer insanların özel hayatına tecavüz etmemeyi öğrenir ve böylelikle kalp kırmamanın dayanılmaz hafifliğini yaşayabilir ve yaşatabilirler. ...son olarak aşağıdaki resmi tekrar hatırlatmak istedim..örümcek kafalar sadece onlar değil...belki de onlar daha dürüstler...en azından görüntüden aman uzak duralım diyoruz da ..internette sörf yapıp..sözüm ona modernlik taslayan yüzlerce insandan da sakınalım...sonra üzülmeyelim.


Son olarakta benim ben olmamda sonsuz katkısı olan, bu günlere getiren, doğru ile yanlış arasındaki farkı görmeyi , doğru insan ve yanlış insan ayrımı yapabilmeyi ve hayatta kimseye güvenmemeyi öğreten, herşeye rağmen herşeyden çok sevdiğim ve bana hep destek olan anne, baba, abla ve Keroya sonsuz teşekkür ederim.

PS- Şebocum..bu arada senin blog benimkinden daha fenaymış hahaha.