Pazartesi, Haziran 27, 2011

Ergen dejenerasyonu.

Konsere gittik ya biz Cuma gecesi..çok keyifli bir konserdi bizim için. Ama gördüklerim beni biraz dehşete düşürdü.

Ergenlerin cinsellik konusuna yaklaşımlarını görünce ya ben geri kafalıyım ya bu ergenler uzaylı dedim. Benim kitabımda mesela grup seks yazmaz, ama o gece oradan hep birlikte sabahın ilk ışıklarına dek fingirdeyecek en az 3 tane 3'lü grup gördüm ben, yaşları 14 ila 16 arasında. Üstelik hepsi sarhoşluktan ayakta duramaz haldeydiler.

Sonra düşündüm, anne babaları yok muydu bu ergenlerin? Veya artık özgürlük 14ünde sevişmeye başlayıp artık 20lerinde de her türlü şeyi tadıp dejenere olmak mıydı?

Bu sarhoş ergen ekibi illaki bir evde sabahlayacaklardı, kapıyı açan bir kız annesi..hii evladım bu ne hal? demez mi mesela. Evet biliyorum, hepimiz gençken birsürü şey yaptık, ama bunlar daha çocuktu yahu, ve bu gerçek beni ürküttü, hemde çok fazla.

Kız veya erkek farketmiyor benim için, her ne yapılacaksa nezaket cercevesi içinde yapılmalı, efendice, insan gibi.. Ve kendini tüketmeden...oysa ben o gece orada çok fazla tükenmiş çocuk gördüm..kadın ve erkek olamadan.



Yukarıdaki karikatür hakikaten karikatür oldu artık.

Lohusalık üzerine kısa bir not...

Ben ciddi bir lohusalık yaşamadım, kırmızı bant takmadığımdan belki veya lohusalık müssesesine çok prim vermediğimden.

Bebek doğurmak, hayata bir ruhun gelmesine aracı olmak benim için bir mucize oldu, onun tatlı telaşı ve sorumluluğundan mıdır nedir, anlatılan hiç bir efsaneyi yaşamadım ben, doğum sonrası depresyon, lohusalık sendromu, hiç birini bilmiyorum ben, tek bilebildiğim, özellikle bizimkisi gibi kültürlerde bu doğum işinin çok abartıldığı, eşten ziyade annelerin bu işe girmesi sebebiyle yeni doğum yapmış annelerin buna tepki verdiğidir, benim en azından şahsi kanaatim bu.

Doğum sonrası, ben merkezci olup, karşılığını alamadığımızda asabileniyoruzdur belki de, zira ben hiç bir annenin hayatına kendi isteği ile aldığı bir bebek yüzünden depresyona girebileceğine inanmak bile istemiyorum. Hele hele de evde yardım etmek için çırpınan divane bir eş varsa, zaten yoksa o apayrı bir durum, depresyona hak gösterir tabloların ortaya çıkması gayet normal. Yazdıkça aklıma geliyor, depresyon sebebi ilgisiz eşler bile olabilir bizim ülkemizde.

Şimdi bunu okuyan anneler ee ama hormonlar diyecek,ben onu da yaşamadım cok, onu da bilmiyorum ve hepsinin beyinde olup bittiğine canı gönülden inanıyorum.

Tüm anne olacaklara tavsiyem de hayatı da bebeği de biraz kolaydan almak, keyfini çıkarmak, elbette cok zor bir sürece giriliyor, ama kimse zorlamıyor ki, her ebeveyn kendi isteği ile hayatlarına bir bebeği ve onun sorumluluğunu alıyor. Unutmayın ki o minnacık insan için sadece ama sadece anne ve babası var.

Söylemeden geçmeyeyim, geçirdiğim keyifli annelik günleri sayesinde bir yaşına kadar anne sütü içebildi Leo, ama hep söylediğim gibi bu beni hiç kimseden daha fazla anne yapmaz, bakıma muhtaç bir bebeğin layığıyla bakılması, sütle veya sütsüz, gelişimi için tüm imkanların seferber edilmesi gerektiği gerceği hepimizi kendince en çok anne yapan unsurdur.


Lohusalık günleri isimli çalışmamdan..

Cuma, Haziran 24, 2011

Konser!

Akşama konser var, pek heyecanlıyım, oğlan geldiğinden beri konsere gidemez olmuştuk, bir tek U2ya gittik, ona da vazife icabı hehehe.

Bu bahar ayında gözümü karartıp iki bilet aldım, birisi James Blunt, bir diğeri de Elton John.

James Blunt'un sevgili ve benim hayatlarımızda önemli bir yeri var, her parti gecesi sonrası perdede illaki bir High seyrederiz, hatta bazı geceler James Blunt gecesi yaparız bir şişe Absolut Votka ve bir iki dost eşliğinde..hüzünlüdür ya..buğuludur ya..içirir durmadan insana, üstelik sarhoş etmeden.

James Blunt'un o buğulu sesini seviyorum, konserlerdeki naifliğini seviyorum, ve ozanlığını seviyorum. O yüzden sevgili ile heyecanlıyız, bu gece "you are beautiful"u söylerken buğulanacağız, biliyorum, "high" ı söylerekn içleneceğiz, " no bravery"yi söylerken duygulanacağız, üzülüceğiz çocuklar için..

Ama sonuç olarak keyifli bir gece geçireceğiz, işte ondan adım gibi eminim.

Ha birde küçük bir kaçamak yapıyoruz, adaya dönmüyoruz, oğlan ablası, Alara ve arkadaşıyla felekten bir gece çalacak ehehehe...Bizim çalacağımız geceyi söylemiyorum bile.

Perşembe, Haziran 23, 2011

Vapurumu geriver!

Adalar malum CHP, o yüzden büyük şehirden alınan hizmetlerin tamamı eksik gedik, vatandaşı bezdiren cinsinden.

Ben motorla gelip gidiyorum, ıkıl tıkıl bisikletimi merdivenden çıkarıyorum, rampa falan elbette yok, aynı yerden bebek arabaları, tekerlekli sandalyede yaşayan insanlar da karga tulumba üsulüyle çıkarılıyor.

-Hop birader ben arkadan tuttum, sen önden dengele!

İçim kalkıyor, bir gün ya bir bebek, ya bir engelli vatandaşımız cuppadanak o denize düşecek bizde seyreyleyeceğiz diye. Vapur da koydular pazartesiden itibaren ama o kadar acaip saatlerdeki, vapurla gelip gideyim desem gelip gidecek bir işim kalmaz o kadar diyeyim. Eskiden motorlar seyrek çalışırken ağırlık vapurlardaydı, o üst verandaya çıkıp bir çay versene abi demenin tadı bambaşkadır, o yarım saatlik sürede 3 çay içebilir insan keyiften, malum can kaygısı yok, koskoca araçlar, balıkçı motorundan bozma motorlar nerdeee, koca bir vapur nerde.

Velhasıl, sanırım adalıları bezdirmek maksatlı bu vapur meselesini tavsattı büyükşehir belediyesi, aman görüntüde olsun, kullanamasınlar, mecburen mavi marmaraya binsin sefiller mantığıyla, artık kimin cebini dolduruyorsak..

İşte o yüzden bugün bağı üzümü aynıyı bırakta " Vapurumu geriver" diyorum.

Salı, Haziran 21, 2011

İlk kez..

Bazı sabahlar içim bir başka neşe dolar benim, erken kalmışımdır, bir kahve mesela, tüm günün iyi habercisi olabilir bana, bir kuş sesi, bir insan soluğu. Neşe doldurur bunlar benim içimi.

Bu sabahki neşem uyandığımda kolumda yatıp yüzümü seven Leo idi..Uyuyor numarası yapmaya devam ettim, hiç ses etmedim, 9 ay karnımda taşırken, bir senedir sarıp sarmalarken en çok beklediğim anlar bunlar değil miydi ki benim? Hiç ilişmedim, mırıltılar, şarkıları duydum bu sabah, karşılıksız koşulsuz bir sevginin kanıtı..ve hiç ses etmedim..

Keyfini çıkardım..belki de ilk kez..soluksuz..sessiz..

Cumartesi, Haziran 18, 2011

Baba olmak

Yarin babalar günü, benim anneliğimin ikinci sevgilimin babaliğinin sayisiz babalar günü. İyi ki Leo'yu bu şahane adamdan doğurmuşum dediğim heran bizim evde babalar günü, yani hergün. Annelikle ilgili hergün yeni birşeyler öğrenirken, bu şahane babasız aslında bir hiç olma ihtimalini hergün tartiyorum ben ve hergün şükrediyorum.

Ve o yüzden biricik sevgilimin, tatli oğlumun babalar gününü keyifle kutluyorum, nice güzel günlere, ve hergün bu güzel mucizeyi geçireceğimiz şenlik tadinda günlere diyorum.

Son zamanlarda sancili günler geçiren biricik babama da buradan teşekkürü borç bilirim, beni doğurduğu, kendi görüşleri ile yetiştirdiği ve var ettiği için!

Hayatimdaki tüm babalarin benim için önemi anlatilmaz.hepinizi çok seviyorum.

Tüm babalarin, baba olacaklarin, baba hissedenlerin tüm günlerinin babalar günü tadinda gecmesi dileğiyle, iyi pazarlar.

Perşembe, Haziran 16, 2011

Basit hayat ..

Keyfim yerinde bu aralar. Fazlaca huzur bulduğumuz adaya kavuştuk, oğlanın dört tane azı dişi çıktı, geçici bir süre ile tatilimiz hep ada vapuru ile adaya gidip gelmek bu ara. Hayatımızın en büyük heyecanı aşağıdaki kahvede bir adaçayı içmek, bazen bir balık yemek yanında bol yeşillikle, bazense Nilgün hanımın ev yemeklerini mideye indirmek.

Hayat bu kadar basitleşince aslında bize darbe niteliğinde sayılabilcek seçim sonuçlarını da çok dert etmedik yine de, bence gayet sakin karşıladık, her iki kişiden birinin oy verdiği gerçeğiyle birbirimizi öldürme noktasına gelmedik mesela, vay sen oyunu nasıl verirsin diye ehehehe.

Ağlanacak halimize gülüşüyoruz anlayacağınız. Bu konuda espriler yapıyoruz, Aziz Nesin'in adını anıyoruz sıkça, bazılarının hiç hoşuna gitmese de bu konuda şakalar yapıyoruz, sıkıntımızı az da olsa hafifletmek için.

Twitter'da sıkça okuduğum bir Nietzsche sözünü paylaşarak bitirmek istiyorum bu postumu bugün.

“Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır.”



"Ada Halleri" isimli çalışmamdan...

Birde geçenlerde şöyle bir post yazmıştım.

Cuma, Haziran 10, 2011

Kati gidaya geçişe dair kisisel notlar

Kati gidalaraa gecisle alakali sik sik emailler aliyorum, zira Leo'nun bazi post ettiğim fotoğraflarinda elinde bir pirzola veya bir tavuk butu oluyor. Leo doktorun oturtabilirsiniz dediği andan itibaren bizimle yemek masasina oturmaya başladi, buda takriben 5 aylık olduğu zamanlara denk gelir, biz yemek yerken o sütünü içerdi, 6 aylik olduğu zaman doktor kati mamalara gecebilirsiniz dedi, evde bir bayram havasi, sebze püreleri, meyve püreleri, yoğurtlar derken, kanada'ya ilk seyahatimizde Leo ben süte dönuyorum dedi, eyvallah dedi, kati mamalari kirilan şevkimizle beraber rafa kaldirip tekrar süte döndük, bu 10 gün kadar sürdü. Caktirmadan sdoktor tavsiyesi ile ev yemekleri ile kati yiyeceklere dönüş yaptik. Öğlen yemeklerinde çeşitli corbalar, yaninda et, tavuk veya balik ve yoğurt. Bu sefer başariliydik, taki Leo'nun ablasi kusturana dek yemek yedirinceye kadar.

Ben cocuklarin özellikle yemek konusunda katiyen zorlanmamasi gerektigini ve yemeğin oyunlar ve şarkilari eşliğinde yedirlmemesini düşünenenlerden ve uygulayanlardanim. Evde de aynini bekliyorum haliyle. Neyse Oğlan tekrar süte döndü, bizim üzgün bakislarimiz arasinda, 8 aylikti o donem, ve ilk abla degisikligimizide baslangici oldu bu durum.

Bu sefer uzun sürmedi, evde pisen yemeklere 3 gun sonra geri dönmüştü. Bir daha hic zormalamdim. Kimsenin zorla yedirmemesi konusunda sıkı uyarilarim oldu, eger yemek yemek istemezse itismiyorum, nasilsa acikinca yiyecektir ve ben bir gunluk acliktan ölen bebekte görmediğime göre bu yolu tercih ediyorum.

Parmak yiyecekler dedikleri seyler var, doktor tarif eder, biz eline ilk o sekilde verdik, keyif alabilecegi, sevecegi yiyecekleri, bir sure sonra yiyebildigini anlayinca pirzolasini, tavugunu ister oldu. Cekirdegi cikarilmis meyveler, ekmek, simit, salatalik ( bayiliyor), güneşte kurutulmuş kayisi korkmadan verdiklerimiz.

Kati gidaya geciste en önemli sey doktorunuz tavsiyeleri, daha sonra sizin rahatliğiniz, bende gaddar değilim ama aç kalmadiğini bir sonraki öğünde eksiğini tamamlayacağini biliyorum, icim rahat. Oglan tombi bir cocuk değil ama zayifta değil, ben ve sevgilim nasilsa öyle bir bebeklik geçiriyor ve biz bu sürecten son derece memnunuz.

Umuyorum bu bilgiler aslinda careleri olan kendini caresiz hisseden annelere bir yol olur.

Çarşamba, Haziran 08, 2011

Ada yolcusu kalmasın.

Biz biraz sıcakları görünce çekirdek aile olarak göç ettik adaya, geçen haftasonu. Ada o kadar müthiş ki, hele de bebek için, herşeye çığlıklarla heyecanlanıyor oğlan, martı geçti, karga öttü, serçe geldi, ah hele o vapurlar, aman birde helikopter geçmeye görsün.

Adım gibi eminim ada çok iyi gelecek, sevgili ile bizim ruhlarımıza , miniğin de gelişimine.

Hava efil efil adada, akşamları keyifle gidiyorum, her sabah sevgilim beni iskelede yolcularken, " ben ne yaptım da bu adam benim sevgilim oldu?" diye soruyorum kendi kendime. En güzeli de bu kadar aşık olduğum bir adamdan böylesi eğlenceli bir de bebek yaptım.

Bu ada beni romansa sürükledi bu ara..ondandır yazdıklarım.

Hiç annelik vaazları veresim yok mesela diğer yeni doğurmuş annelere nazaran, herşeyi bilmiyorum, bileni duymak istemiyorum, herkes kendi kadar anne çünkü, ne kadar çok konuşursan o kadar çok anne değilsin, veya ne kadar çok emzirirsen o kadar anne değilsin. Ben en azından değilim ve kendimden, oğlumla geçirdiğim vakitten, sevgilimle aşkımdan, herşeyden çok memnunum ben.

Ha birde en önemlisi, adadan işe bisikletle gidip geliyorum artık, tüm yaz kararım bu..hem biraz hareket ederim, hem de keyif olur bana diye, malum yazın adadayız motor keyfi yaşayamıyorum.

Perşembe, Haziran 02, 2011

Facebook

İlk populer olduğu yıllarda bir facebook hesabı açmıştım ben, sonra baktım birileri viski gönderiyor, dürtüyor falan, aa dedim içki içeceksek yüzyüze içelim, bu nedir böyle deyip bir haftanın sonunda da kapamıştım. Sanırım 2006 yılı idi.

Geçtiğimiz cuma hesabımı aktive ettim, ilkokul arkadaşım ablamı Tanya'yı bulamıyorum diye dürtünce.. Aman yarabbim, yıllardır görmediğim ne kadar insan varsa liste liste önüme döküldü, yıllar öncesinden, 30 yıl öncesinden ordan burdan, havuzdan, liseden, nassıl bir networkmüş bu diye şaşkınlık içerisindeyim ki ben fena bir internet kullanıcı sayılmam hani..

Şaşkınlığım devam ediyor, kimseyle dürtüşmüyorum veya viski ,içmiyorum, tercihim her zamanki gibi bunu yüzyüze yapmak benim ehehe.

Biricik sevgilim de bir facebook hesabı yok elbette, biz anti facebook bir aileydik, ben fire verdim.

Uzun lafın kısası şimdi şaşkınım.

Sabahları beni işe uğurlayan sevgililerim isimli çalışmamdan..